2009 Aralık | Davut Topcan's Blog

Hakkımda

Aradan on yıl geçti ve Kanser tekrar kapımdaydı, bu kez annem değil benim için gelmişti. Mide kanseri! Taşlı Yüzük Hücreli türünde öldürücü bir kanser hücresi. Doktorlar kesin birşey söyleyemiyordu, ölüme hiç bu kadar yaklaşmamıştım! Belli ki bu düşman zorluydu. Zorlu bir savaş beni bekliyordu! * İşte bu site bu savaşın hikayesini anatacak...

Devamını Oku >>

  • Çok Okunan Yazılar

  • RSS Feed'lerime Abone ol!

    Sosyal Medya'da Takip Et!

    Archive for Aralık, 2009

    31
    Ara

    2007 – 2008 ve 2009′da

    2009

    Bu yazı aslında 2009 sonuna doğru başlığıyla son bir yılımı nasıl geçirdiğimi anlatan bir yazı olacaktı ama farkettim ki son 3 senem berbat geçmiş ve hepsini birden kaleme almakta fayda var.

    Son üç yılı timeline (zaman çizgisi) üzerine dizelim;

    * Ocak 2007′den Eylül 2007′ye kadar;

    90 Kiloyum, deliler gibi yemek yiyorum, önümde bir fili kurban etseler yarısını yerim. Bu günlerim uzun sürmüyor, Göğüs ağrısıyla bailayan huzursuzluklar , yemek yiyememek ve kilo vermeyle devam ediyor. Fena sayılmayacak bir kazancım var, araba aldım. İlk arabam ya en popüler ismi takıyorum “Abbas”. Yavaş yavaş kilo vermeye devam ediyorum. Abbas ileri abbas geri. Bazen sahil kıyısı abbasla, bazen küçük çapkınlıklar. Hayat abbas ve bana güzel ama bir şeyler ters gidiyor işte.

    Read the rest of this entry »

    30
    Ara

    Başka bir mide kanseri hikayesi

    Mide kanserliler klübüne yeni üye kaydettik!

    İki gün önce aldığım bir email beni bir yandan üzerken diğer yandan da sevindirdi. Blogumu okuyan yeni bir mide kanseri hastası göndermişti emaili ve email izmirden doğru geliyordu, mide kanserine yeni yakalanmış, hayatının baharında bir matematik öğretmeni bayandan. 28 yaşında ve hayata gülümsemek dışında günahı yoktu belki de. Başka bir yazımda ya da bir yerlerde demiş miydim? , demediysem şimdi diyorum hayat adaletsiz gibi bazen.

    Ertesi gün telefonla konuştuk, izmirde esnaf bir ailenin kızıydı, işine ve öğrencilerine 6 ay gibi bir süreliğine veda etmiş, şimdi 4 Ocak 2010 tarihinde başlayacak kemoterapilerinin nasıl geçeceğini merak ederek gün sayıyor. Bildiğim ne varsa, ne yaşadıysam anlattım ona. Bir de ondan bir resimle birlikte hikayesini yazıp bana göndermesini istedim, işte o’nun hikayesi, tek bir hecesine bile dokunmadan;

    izmhikayem çok gerilere yıllar öncesine dayanıyor aslında…yıllarca midemin bana yaptığı oyunlarla savaştım…kimi zaman yanma hissiyle arıza çıkarıyordu,kimi zaman başka sorunlar…doktora gittim yıllar önce gastrit deyip yollamıştı o zaman doktor..tabi büyük şikayetlerimde yoktu aslında…zaman geçti şikayetler değişmmeye başladı…artık çok çabuk doyuyordum…az yemek yiyordum..hatta arkadaşların biçok espirisine maruz kalmaya başlamıştım…az yememle meşur olmuştum…fakat teneffüslerde sürekli elimde sütle dolaşmamda öğrencilerimin benle şakalaşmalarına neden oluyordu…artık anlamıştım bişeylerin yolunda gitmediğini…bir daha doktora gitmeye kara vermiştim…her randevu alışımda bir bahane ile gitmekten vazgeçiyorum….çünkü endoskopi yapılmasına karar verilmişti… Read the rest of this entry »

    29
    Ara

    Okunmayası bir yazı

    Evet bir günlük daha yazıyorum. (Yazılara “Evet” diye başlamanın ayrı bir havası var.) Parmaklarımdaki şu saçma nöropati hala geçmediği için yazmada ciddi problem yaşıyorum. Sırf bu acı yüzünden bazen kafamda kurduğum güzel bir cümlenin orta yerinde parmaklarımın acısıyla sonsuzluğa karışıp gidiyor. gidiyorum. gi… Bakınıyorum sonra etrafa, cüzdanımı kaybetmişim gibi, kelimelerim buharlaşıyor, cümlelerimi kayboluyor, arıyorum bulamıyorum. Sonra tahmin edersiniz işte hiç güzel cümlesi olmayan bir insan oluveriyorum. Bu cümleyi şöyle de kurabilirdim, “Güzel hiç bir cümlesi olmayan bir adam!” ama yapamam değil mi? Şurada zaten üç beş okuyucu bir de ben biz bizeyiz…

    Bu yazıdan bir sonuç çıkartmayı ümit edenler sağ üst köşede size özel yaptırdığımız çarpı işaretine tıklamak suretiyle siteyi terkedebilirler. Çünkü bu yazı tamamen sıradan bir insan evladının kafa karışıklıklarının düşünmeden klavye aracılığıyla google docs’a dökülmesidir.

    Bazen kötü haberler alıyorum. Öle birileri ölüyor gibi. Hani kanser hastasıymıştım da iyileşmiştim ya, korkuyorum be günlük. Neden korktuğumu ben yazmayayım sen anlayıver.

    Hayat hakkında ahkam kesen çok kişi var o sektöre girmeyeceğim ama Allah, Tanrı yani siz hangi Dil’de ya da Din’de ne diyorsanız bir yaratıcı olsun be günlük. Çektiğimiz acılar gökyüzündeki gaz bulutlarında yer edinmesin kendilerine.

    İkinci bir şans!

    Herkesin ikinci bir şansı daha olmalı, bu hayatta değilse başka bir hayatta ama olmalı. Gerçekten diyorum günlük buna inan!

    Bu yazıyı yazarken hafif keyifsiz bir akşamı geceye, geceyi sabaha ve sabahı standart bir iş gününde devam ettirem bir ruh halinde yazmamı göz önünde bulundurur değil mi sayın hakim bey? Beğenmezken çok ağır bir ceza da vermez belki. Çekicini masaya vurur ve susturur herkesi.

    Bu kadar bitti, ne bekliyorduk ki zaten, giriş gelişme neticesiz bir yazı böyle sessizce biter ve en az okunanlar arasında kaybolur gider.

    görüşürüz.

    11
    Ara

    Kanser hastalarına tavsiye vermeyin! Onların doktorları var…

    anilbebek

    Bu yazıyı kim ne yaşar, nasıl yaşar ya da kim neyi nasıl yapmalı diye yazmayacağım! Bu yazıda gene çoğu zaman yaptığım gibi kendi yaşadıklarım üzerinden başıma gelenleri anlatarak vermek istediğim mesajı okuyucuya ulaştırmaya çalışacağım.

    2007 Yılının ağustos sonları, her sabah yaptığım gibi işe gittim ve çalışmaya başladım, bazı sağlık sorunlarımdan dolayı hastaneye gitmem gerekiyordu, yöneticimden 2 saat izin isteyip hastaneye gittim, 2 saat! hastaneye gidip gelip çalışmaya devam edecektim…

    2 Saat… Read the rest of this entry »

    09
    Ara

    Kanser sonrası yaşam karnavalı! Hasta geçirdiğim bir gün ve gecesinden…

    Başımın altında neden bu kadar çok yastık var? ama ben sevmemki birden fazla yastıkla uyumayı, hem canım da yanıyor, bir saniye gene hastalanmış olamam.

    Neredeyim?

    Kafamı hafifçe kaldırıp bakıyorum, oda tamamen karanlık değil, hayatım boyunca karanlık odada uyumayı sevmedim hep bir gece lambası ile uyudum ya da televizyonu açık unutarak. Odadaki nesneleri seçecek kadar aydınlık ve tam karşımda iki tane ayna duruyor, kendimi görüyorum aynada, sonra karşıya bakıyorum, gardrop ve pencere bir de dikili duran ütü masam. Geniş odamda çok fazla eşya yok.

    Evet evimde, odamdayım.

    Tekrar kendime dönüyorum, peki bana ne oldu bu canımın yanması da nedir? ve karnımda duran sıcak torba…

    Sonra hatırlamaya başlıyorum… Read the rest of this entry »