2010 Şubat | Davut Topcan's Blog

Hakkımda

Aradan on yıl geçti ve Kanser tekrar kapımdaydı, bu kez annem değil benim için gelmişti. Mide kanseri! Taşlı Yüzük Hücreli türünde öldürücü bir kanser hücresi. Doktorlar kesin birşey söyleyemiyordu, ölüme hiç bu kadar yaklaşmamıştım! Belli ki bu düşman zorluydu. Zorlu bir savaş beni bekliyordu! * İşte bu site bu savaşın hikayesini anatacak...

Devamını Oku >>

  • Çok Okunan Yazılar

  • RSS Feed'lerime Abone ol!

    Sosyal Medya'da Takip Et!

    Archive for Şubat, 2010

    12
    Şub

    Ali Saydam ile İletişim ve İlişki üzerine

    Bugün ikinci kez dinlemeye gittim Ali Saydam’ı, daha önce ki sunumda yeterince zamanım olmadığı için erken çıkmıştım, bu sefer neredeyse sonuna kadar dinleyebildim.

    Öncelikle şunu belirteyim, Ali Saydam’ı eleştirmek benim boyumu aşar fekat sunum ile ilgili fikirlerimi paylaşabilirim sanırım.

    Konu iletişim ve ilişkiydi, ikisi ile de yakından ilgiliyim (iletişim kurduğum kadınlarla ilişki yaşıyorum şeklinde değil tabi) çünkü ikisi de yaşamın bütünüyle yakından ilgili, en azından ben hayatımın her alanında kullanıyorum. Her ne kadar bugün ki sunumda azıcık sıkılmış olsm da Ali Saydam yeniden konuşma yaparsa bilet parası koysa bile dinlemeye giderim. Neden iletişim ve ilişki benim için bu kadar önemli?

    Her yeni gün yeni birileriyle karşılaşıyorum veya karşılaştığım birileriyle bir yerde iletişim kurmam gerekiyor, ilk iletişim ve iletişimimin devamını ne kadar iyi sağlayabilirsem devamı o kadar hayrıma gelişiyor. Birkaç farklı örnek vereceğim;

    Diyelim ki; İş arıyorum ve katıldığım ortamlardan birinde tesadüfen bir işveren ile tanışma fırsatım oldu, burada iletişim ve iletişimin kalitesi başlıyor. Ne kadar kaliteli bir iletişim kurarsam sanırım işveren ile bir ilişki yaşama ihtimalim artar (ama burası benim için de muallak umarım Ali Bey bu yazıyı görür ve açıklama getirir; soru şu : karşımda bir işveren varsa ben ne tür bir iletişim kurmalıyım? ya da karşımdaki kişiye göre iletişimin türü değişmeli mi?) Kaba tabirle iletişim başladı, ğer işi alırsam bu ilişkiye döner.

    Ya da bir kızla tanıştın, tek gecelik ilişki yaşarsan “consumer”, sevgili olursan “cutomer”, evlenirsen “client” oluyormuşuz.

    İlginç tesbitler gerçekten :)

    Bir de Ali Saydam asıl konuyu anlatmadan önce konuya öyle bir yerden başlıyor ki, konu başlığına gelene kadar neredeyse başka bir sürü şeye cevap bulmak ya da olmak zorunda kalıyorsunuz. Bu da konsantreyi zorluyor bir miktar.

    Ve aklıma takılan bir konu daha, sunumun ortalarında öyle bir soru sordu ki herkes bir kalakaldı, soru şu : “Ne için yaşıyorsunuz?” , bir cevap aşk için di, Ali Bey’e göre doğru olan cevabı yazmayacağım, bende buradan tüm okurlara sorayım

    NE İÇİN YAŞIYORSUNUZ? (yorum olarak cevaplayabilirsiniz ;) )

    11
    Şub

    Ödev, İlan-ı Aşk

    selcukerdem_ilaniaskYeni projemiz kapsamında her hafta Özer Güngören ve Mahmut Fikrisindi’den drama dersleri alıyoruz. En az dans dersleri kadar (bence daha fazla) eğlenceli ve her hafta yeni bir şeyler öğreniyoruz bu derslerde. Derslerin genel amacı oyunculuk kabiliyetimizin gelişmesi, topluluk karşısında rahat olabilmek ve ekip içinde iletişimin daha iyi olabilmesi. Açıkçası bu dersler çok işe yarıyor, ekip içi iletişim daha ilk derslerden çok güzel şekillendi, topluluk karşısında konuşamayanlar bu korkularını yendi ve daha benzer bir sürü güzel gelişme ile derslere devam ediyoruz.

    Geçtiğimiz hafta ders sonunda Öze ve Mahmut hoca ödev verdiler, Hamlet’ten bir tirad çalışıp oynamak ve ilanı aşk.. Evet bu hafta herkes iki farklı şekilde ilanı aşk edecek, biri komik diğeri hüzünlü ilanı aşk. 14 Şubat sevgililer günü haftasonuna denk düşen çalışmada bu ödeve bayağı bir güleceğiz.

    Ödevimi şimdiden yapıp blog okurlarımla da paylaşmakta sakınca görmüyorum.

    1- Komik İlanı Aşk;

    Pelin, bir süredir hayatımda değişen bir şeyler var, artık evden çıkarkan sessizce ve ev sahibine görünmeden çıkmaya çalışmıyorum, alık alık atıyorum kendimi kapının önüne, bir güzel yiyorum fırçamı geciken kira yüzünden ama yüzümden tuhaf gülümseme düşmüyor. Sonra sakin adımlarla ilerliyorum otobüs durağına, kendimden küçük birine bile yer veriyorum, durumu anlamakta zorlansa da yer verdiğim çocuk sonra şaşkınlığımın farkına varıp fırsatı değerlendiriyor. Yüzüme nerden yerleştiğini bilemediğim o aptal gülümseme hala düşmüyor. Şirkette çok fazla duygusal müzik dinliyorum diye uyarı aldım, onları anlayamıyorum, duygusal müzik dinlemenin ne zararı olabilir ki, o değil de bu müzikleri dinlerken ki yüzümde ki anlayamadıkları o ifade personelin moralini bozuyormuş. Az önce bahsettiğim o aptal gülümsemeden bahsediyor olmalılar. Pelin ayrıca biliyor musun artık öğlenleri yemek yemiyorum, canım istemiyor.Bu durumdan en çok aşçımız memnun, aşçı amcanın da dikkatini çekmişim, yemek verirken elindeki kepçeyi kafama geçirmemek için kendini zor tutuyormuş. Galiba artık anlıyorum Pelin, bunun sebebi sadece sensin, Seni Seviyorum!

    Pelin : Davut , şu yüzündeki aptal gülümseme geçecekse ne istiyorsan evet!

    2- Üzgün İlanı Aşk ;

    Mektup ile:

    Bunları yüzüne söylemek, gözlerinin içine bakarken konuşmak ve dudaklarım dudaklarına yakınken, dudaklarımın nasıl titrediğini hissederek dinlemeni isterdim. olmadı. olmuyor, olamıyor. gözlerinden gözlerimi kaçırıyorum arada bir, sohbetimiz derinleştiğinde değiştiriyorum kıskıvrak konuyu. Biliyorum, herşeyin farkındayım, seni bana bir ömür bağlayacak cümlelerim içimde bir yerlerde düğümleniyor. Çözemiyorum. Sadece şunu bilmenlisin, çok istiyorum bende… Tüm bu olanlar için çok üzgünüm. Ölüyorsam ya da bir gün öleceksem bunu izlemen gerekmiyor. Bu acıyı yaşatamam sana . Belki de gitmeden önce sana verebileceğim tek hediyemdi gözlerine bakmak. Kim ister ki sevgilisi gözleri önünde eriyip gitsin, buna dayanamazsın biliyorum. Bazen düşünüyorum da sana söylemek istediğim son bir söz yok sadece senin iyi olmanı istiyoru, benim için ikinci bir şans yok ama senin önünde uzun yıllar var. Yeniden yaşayabileceğin güzel duygular… Yanında geçirdiğim onca zaman yürürken ellerin ellerime çarpardı ya, arada bir elini kavrayıp hiç bırakmamayı ne çok istemiştim oysa, kalbimin küt küt etmesi her telefonu açıp sesini duyduğumda ve çocuklar gibi hazırlanmam seni göreceğim günlerin akşamlarında, en güzel gömleğimi ütülerken ki heyecanım ve bir türlü karar veremeyişlerim. Sana geleceğim sabahları erkenden uyanışlarım ve buluşma saatlerini getiremeyişim. Bazen sinemaya gittiğimizde, sen film izlerken durup seni izleyişlerim sana farkettirmeden. Biliyorum şaşkınsın, bunları benden duymak.. belki de kızgınsın. Onca zaman “hadi” der gibi baktın gözlerime ve şimdi elinde bir mektup var sadece, ben yokum. Kızma… “Seni Çok Seviyorum….Hoşçakal.

    Edit (11.02.2010 17:00) :

    Üstte yazdığım iki farklı ilanı aşk amacına ulaşamamış görünüyor, komik olanı kimse komik bulmadı, hüzünlü olana da ajite yorumları aldım, eğer okuduysanız fikrinizi yazarsanız çok mutlu olurum, sevgiler.

    10
    Şub

    Azraille pazarlık yaparken

    davut

    Şirkette pek çok arkadaşımın da dediği gibi galiba bu karikatürün kedisi olmaya aday gibiyim. Azrail ile bir gün gerçekten yüzleşme şansım olursa buna benzer bir sahne yaşamamız muhtemel görünüyor.

    Azrail sayıyor;

    Bir, tütün tarlasında zehirlendin. İki, bisikletle giderken motosiklet çarptı. Üç, gene zehirlendin. Dört, boğuldun. Beş, kansere yakalandın. Altı, motosiklet kazası yaptın. Yedi, yeniden kansere yakalandın ….

    Davut araya giriyor;

    Motosikleti iki kez saydın;-/

    ….

    Böyle işte siz siz olun canlarınızı tüketmeyin.

    08
    Şub

    Mutluyuz dee mi Valentine?

    remember remember remember

    Bazen unutuyorum bir blogum olduğunu ama gerçekten yoğun bir tempom var. Bu kadarı bazen bana bile fazla geliyor. Bazen en yakın çevrem dahil , arkadaşlarımdan eleştiri aldığım da oluyor, çok yoruluyormuşum, kendime dikkat etmiyormuşum. Hani her insan farklı ve her insan farklı şeylerden mutlu oluyor ya, beni de hayallerim uğruna koşmak, yorulmak mutlu ediyor.

    kanseri anlatan bir müzikal.. “Dancer vs Cancer” ismiyle bir müzikal çıkartmanın hayallerini kurdum, buna hayal demek artık yanlış olur çünkü başarıyorum, yavaş yavaş taşlar yerlerine oturuyor, 20 kişiden fazla dansçı ile birlikte her hafta dans ve drama dersleri alıyoruz.

    Şimdiden sıkı destekçilerimiz var onlardan bazıları şöyle;

    • Kültür Üniversitesi, Çalışma salonu sağlıyor,
    • İstanbul Performans Dans okulu koreografi ve salon desteği sağlıyor,
    • Galatasaray Üniversitesi’nden Tuncay Gürbüz Tango eğitmenimiz,
    • Boğaziçi Üniversitesi’nden Özge Selvitopu hiphop ve koreografi desteği sağlıyor,
    • Roka Digital Dijital tasarımlarımızı yapıyor,
    • Marjinal Portel Novelli, Halkla İlişkiler,
    • Dinamo İstanbul montaj desteği veriyor,

    Bazen yalnız kaldığımı düşünüp bu koca prodüksüyon altında ezilmekten korkmadığımı söylesem yalan olur. Bu korkularım dansçılarımın gözlerindeki ateşi görünce bir anda geçip gidiyor. Öyle ya da böyle bu gösteri çıkacak diyorum kendime.

    Ve ekip olarak o kadar çok eğleniyoruz ki, gerçekten abartmıyorum çalışmalar harika geçiyor. Ekip olarak öyle güzel bir uyum sağladık ki, hepimiz arkadaşız, hepimiz sevgiliyiz, hepimiz kardeşiz.

    Hepimiz birimiz, birimiz hepimiziz!

    İşte drama derslerinden birinde oynadığımız körebe oyunu… hala gülüyorum;

    Diğer yandan bu valentine’s day’e gene tek giriyorum, bu haftasonu sevgililer günü, kalan altı günümde hayatımın kadınını bulamayacağım kesin. Küçük bir istatistik paylaşmak gerekirse hayatım boyunca sadece bir tek sevgililer gününde sevgilim vardı. 2000 yıllarıydı sanırım. Güzel günlerdi, insanlar aşka inanırlardı, ben dahil çoğu kişi.

    Şimdi düşünüyorum da, yanında seni gerçekten seven biriyle mükemmel geçireceğin tek bir sevgililer günü , hayatının geri kalan tüm valentine’s day’lerini yalnız geçirmeye değerdir… Ne dersiniz?

    Her kış kar yağar Isparta’ya ben orada okudum üniversiteyi, sevgilim ikinci yılımda uzaktaydı, annesinden 15 gün izin alıp yanıma gelmişti, (ne izni yahu, dersim kaldı diye kandırarak, burası türkiye. ) her taraf bembeyaz kar. Evde kombi , kalorifer yok, bildiğin kömür sobası. Sevgilimle başbaşa 15 günü ne güzel geçirmiştik, İsviçreye tatile gitmedim hiç ama eminim İsviçre’ye gitsek daha iyi zaman geçirmezdik.

    *** bitmedi!!! bu yazının devamını yazacağım ***