2010 Haziran | Davut Topcan's Blog

Hakkımda

Aradan on yıl geçti ve Kanser tekrar kapımdaydı, bu kez annem değil benim için gelmişti. Mide kanseri! Taşlı Yüzük Hücreli türünde öldürücü bir kanser hücresi. Doktorlar kesin birşey söyleyemiyordu, ölüme hiç bu kadar yaklaşmamıştım! Belli ki bu düşman zorluydu. Zorlu bir savaş beni bekliyordu! * İşte bu site bu savaşın hikayesini anatacak...

Devamını Oku >>

  • Çok Okunan Yazılar

  • RSS Feed'lerime Abone ol!

    Sosyal Medya'da Takip Et!

    Archive for Haziran, 2010

    17
    Haz

    Gittim

    Bazı canlılar vardır, onları ait oldukları topraklardan alır yabancı topraklara götürürseniz yaşayamazlar oralarda. Nasıl ki sıcak iklimde yetişen bir bitki soğuk topraklarda yapamaz, nasıl ki kutup ayısı sıcak topraklarda yaşayamazsa bende kendimi bu tür canlılar gibi hissediyorum son günlerde. Belki biraz geç kalmış da olsam ait olduğum topraklara döndüm sonunda. Uzun bir aradan sonra evet….

    Ege’de doğdum büyüdüm ben, burasının iklimi hayat verdi bana, ayaklarım ilk kez bu topraklara bastı, bu topraklarda koştum, bu topraklarda düştüm, dizlerim bu topraklarda kanadı, sonra bir gün büyüdün dediler, git üniversite oku, büyüdün dediler git çalış. Öyle öğrettiler bize, hatta fazlası da var, çalışmayı kariyer yapmayı bir şey zannettirdiler..

    peki ya hayat? mutluluk?

    İyi bir şirktette bir koltuk, masa, bilgisayar ve telefon sahibi olmayı mutluluk diye yutturdular, florasan lambalarının altında yeşermeye çalışan sera çiçeklerinden farkımız yoktu oysa, dahası bu yapay ortamı mutluluk zannettik. buna inandıkça sistemin dönen çarklarında vazgeçilmez dişliler olduğumuzu düşündük, gururumuz okşandı, çevremize anlattık yetmedi panellerde konuştuk, avuçları patlarcasına alkışladılar, onlar alkışladıkça biz daha da inandık mutlu olduğumuza ve sistemin en vazgeçilmez parçalarından biri olduğumuza.

    Yılda çıkabildiğimiz iki haftalık tatili çok büyük bir şey zannettik, alınan ikramiyeler gözümüzü boyamaya yetip arttı, dün yürüyerek gittiğimiz işe bugün koşarak gittik, sabah 9 da başlayan mesailer için 7 de uyanmanın ve bunun bir buçuk saatinin yolda geçmesini garipsemedik, çünkü amacımız kutsaldı, sistemin vazgeçilmez parçalarıydık.

    2006 yılının sonlarıydı, sistem bana ben sisteme iyice geçirilmiştik, ait olmadığum topraklarda yediğim yemekler, yaşadığım ilişkiler, yattığım kadınlar herşey bayat gelmeye başlamıştı, mutluluğu sorgular olmuştum, hayat senin öğrettiğin gibi değildi baba, giymemi çok istediğin takım elbise kıravat boynuma dolanmış zincir gibiydi, insanların çoğu sahte gülüyordu baba, her şeyi sen öğretirdin bana, en zor olanını neden atladın baba? diye sormak için bile çok geçti artık…

    Günler geçti 2007 yılının sonlarına doğru bir gün kayıp gittim sistemin çarkından, hani gençtim? hani yakışıklıydım? hani bana bir şey olmazdı? artık üzerimde takım elbise değil hastane giysileri vardı..

    mutluluk? sorusu soruldu istemeden, dün bir çok şeyken bugün hiç bir şeydim, bunu anlamak için bunları yaşamam gerekmiyordu ya da gerekiyordu… ama acı olan şu ki; anlamıştım…

    sistem hücrelerime öyle güçlü işlemişti ki kanserle mücadelemin ilk yıllarında yeniden sisteme dönebilmek için çabalayıp durdum, döndüm de, sonra hayat tekrar tekrar hatırlattı ait olduğum topraklara dönmem gerektiğini…

    …. ve bu aptal bünye sonunda idrak etti hayatta kalabilmek için bir şeylere başka bir açıdan bakması gerektiğini ve tüm eşyalarımı toplayıp manisaya yerleştim.

    .. evet ege’deyim, arabamın arkasında terliklerim, şortum ve havlum. bir saat uzaklıkta masmavi uzanan deniz, ailem ve sevdiklerim buralarda, çoğu zamanımı onlarla geçiriyorum. diğer yandan ben kendimi buluyorum buralarda, üzerimde ki tüm ağırlıkları atıp hafifliyorum. artık hayatım bir sırt çantasının içinde, evim manisada, ben ise ege’de nerede nefes almak istersem…

    şimdi anlıyorum, kocaman bir “hiç” olmak, hiç bir şeye sahip olmamakmış mutluluk ve özgürlük.

    03
    Haz

    Dünyayı değiştiren köpek, inanılmaz!

    Bu köpek 2002′de doğmuştu. O üç bacakla doğdu- iki normal çalışan arka ayak ve bir ameliyatla alınan hissiz ön ayak. O tabii doğduğunda yürüyemiyordu ve annesi bile onu istemedi.

    İlk sahibi de onun hayatta kalamayacağını düşünüyordu ve onu uyutmayı düşündü. Fakat daha sonru şu anki sahibi Jude Stringfellow onunla tanıştı ve onun bakımını üstlendi. O bu küçük köpeğe kendi başına yürümeyi öğretmek konusunda çok kararlıydı.

    Ona İnanç adını verdi.

    ATT000012

    Başlangıçta onu bir sırf tahtasına koydu ve hareketi hissetmesini sağladı. Daha sonra bir kaşık fıstık ezmesi kullanarak onu ayağa kalkması ve sıçraması konusunda cesaretlendirdi. Evdeki diğer köpek bile İnanç’a bu konuda destek verdi.

    İnanılmaz bir şekilde, 6 ay sonra İnanç arka ayaklarının üzerinde dengede durmayı ve öne zıplamayı öğrendi. Karda daha fazla eğitimden sonra, insan gibi yürümeyi öğrendi.

    Faith of Dog / Dünyayı değiştiren köpek! from Burak Donertas on Vimeo.

    ATT000026

    Şimdi İnanç etrafta yürümeyi çok seviyor. Nereye giderse gitsin, hep ilgi odağı halinde. Uluslararası alanda hızlıca ünlü oluyor ve birkaç televizyon şovu ve gazeteye çıktı.

    Şimdi “Az Bir İnançla” adında onun hakkında bir kitap çıkacak. Harry Potter Filmlerinden birinde oynaması bile düşünüldü.

    ATT000031

    Şu anki sahibesi Jude Stringfellew öğretmenlik işini bıraktı ve onunla dünyayı dolaşıp mükemmel olmayan bir vücutta bile mükemmel bir ruh olabileceğini öğretmek istiyor.

    ATT000048ATT000055ATT000064ATT000089ATT000093ATT000107ATT0000710

    Hayatta hep istenmeyen şeyler olur, fakat daha iyi hissedebilmek için sadece hayata farklı bir yönden bakmak yeterlidir.

    Umarım bu mesaj herkese taze yeni bakış açıları getirecektir ve herkes her güzel gün için şükran duyup teşekkür edecektir.

    İnanç hayatın gücünün ve mucizevi başarının devamlı bir kanıtı.

    Not: Bu yazının tamamı bana gelen bir emailden alıntıdır.