2010 Temmuz | Davut Topcan's Blog

Hakkımda

Aradan on yıl geçti ve Kanser tekrar kapımdaydı, bu kez annem değil benim için gelmişti. Mide kanseri! Taşlı Yüzük Hücreli türünde öldürücü bir kanser hücresi. Doktorlar kesin birşey söyleyemiyordu, ölüme hiç bu kadar yaklaşmamıştım! Belli ki bu düşman zorluydu. Zorlu bir savaş beni bekliyordu! * İşte bu site bu savaşın hikayesini anatacak...

Devamını Oku >>

  • Çok Okunan Yazılar

  • RSS Feed'lerime Abone ol!

    Sosyal Medya'da Takip Et!

    Archive for Temmuz, 2010

    30
    Tem

    6. kemoterapi öncesi…

    Sevgili günlük, Manisa’ya taşındığımdan beri seninle pek ilgilenmediğim doğru, dahası “sevgili günlük” diye blog yazmaya başlamak küçük kız çocuklarının günlük tutmasından farksız, bunun için benden utanıyorsun ve belli etmiyorsun farkındayım. Buralar öyle mükemmel yerler değil, burada olmak için belirlediğim sebepler beni burada tutmaya yetiyor evet ama Manisa mükemmel bir şehir diyemem… Hatta senin huzurunda Vali ve Belediye başkanına bir açık mektup yazmaya hazırlanıyorum, şimdilik aramızda kalsın.

    Son bir kaç gündür pek keyfim yok, yani var gibi ama gerginim, karnımda bir miktar ağrı vardı, yılların ve yolların deneyimli hastası olmanın verdiği ukalalıkla her hangi bir yerim ağrıdığında bu ağrının neye delalet olabileceğini kestirebiliyorum ufaktan. Karnımda ki ağrı bende gerginlik yaratıyorsa ben susayım siz anlayın akla gelebilecek kötü şeyleri.

    Bu hayat benim için o kadar ilginç bir hal aldı ki anlatamam, bu kadar ilginç bir hayatın ardından öldüğümde Tanrı’dan huzuruna özel bir davet bekliyorum, benimle tanışmak isteyecektir eminim artık bundan. Şimdi insan hadisesini ikiye ayıralım, beden ve ruh.. Bedenim malum boku yemiş durumda, yorgun hasta ve sorsan büyük ihtimalle 70 bilemedin 69 yaşında, diğer yandan ruhum çocuğun önde gideni, bildiğin çocuk yahu.. gün içinde yapmak istediklerini anlatsam beni ciddiye alıp okumazsınız bile. Herif koşmak hoplamak zıplamak, dağlara tırmanmak falan istiyor. Ama bedenim bir ihtiyarın ağır başlılığı ile “hayır evlat bunlar bize göre değil, üzgünüm” diyor… Ruhum, bir çocuğun dedesinin elinden tutup çekiştire çekiştire bakkala dondurma almaya gitmesi gibi bedenimi sürükleye sürükleye yapmak istediğinin belki de yüzde onunu zorlukla yapabiliyor.

    Genç ve kabından taşmaya hazır su kıvamında kanser hastası olmak böyledir işte. Hayat size gol attıkça artık sadece yediğiniz değil attığınız golleri görmeye çalışırsınız. Yediğiniz goller 100ü geçmişken siz attığınız iki gole çılgınlar gibi sevinir timsah yürüyüşleri yaparsınız.

    Önümüzdeki pazartesi kemoterapi alacağım, bu kemoterapi 12 kürlük serinin 6.sı olacak. Yolun yarısına gelince doktorum tüm tahlilleri baştan aşağı yapacak, vücudumda ki tümörlerin durumuna bakacak eğer gerileme varsa bu tedavi devam edecek ama gerileme yokta ilerleme varsa ne olacağı hakkında fikrim yok. Her kanser hastasının yaşadığı bu kontrol öncesine bir hafta kala yaşanan gerginlik hakkımı bende dibine kadar kullanıyorum. Annem babam bu duruma alıştıkları için umursamıyorlar bile… Bazen hiç olmadık çook çocukça bir şeye sinirlenip bağırıp çağırıyorum, küfürler çıkıyor ağzımdan. Bazen durum düşünüyorum, bu ben değilim, gerçek davut bu değil diye. Bu kadar sinirli ve ağzır küfürlü bir adam değildim diye. Ama bu tespitlerim bir sonraki incir çekirdeğini doldurmayacak şeye sinirlenmeme kadar sürüyor. Hele bu gerginlik haftalarında bu durumu iyice abartıyorum. Bu kemoterapi ilaçları beyni falan da etkiliyor sanırım, galiba psikolojik bir kaç ilaç kullanmaya başlayacağım. Yoksa herşey bok herşey kaka…

    Yarın sabah pasaport için erkenden kalkıp emniyette sıra bekleyeceğim, sonra akşama kadar işim biterse akşama doğru bavulumu alıp istanbul’a doğru yola çıkacağım. Bu kez yeğenim özge de benimle birlikte gelecek, o da hava harp okulunu kazanmış ve pazar günü mülakatlar vs.. Bu gerilimin arasında bir de ona üniversite tercihi yapmaya çalışıyoruz.

    6. kür kemoterapi ve tahlillerden sonra görüşmek üzere…

    23
    Tem

    Hayatımda ilk kez bayıldım

    Sabaha karşıydı, buralarda kapı pencere açık yatıyoruz, çok sıcak.. sesler gelmeye başladı rahatsız oldum, gidip balkon kapısını kapatayım ve sessizce öğleye kadar uyuyayım demiştim, yataktan kalktım, balkon kapısına kadar gittim, kapı kolunu tutup kapattığımı hatırlıyorum en son…

    Sonra derin bir boşluk… annem ve babam diğer odadalar, o kadar düşüşümü falan hiç duymamışlar…Oysa düşerken yatağın kearına belim çarpmış , bir karış moruk var, kolum nereye çarmışsa hala acıyor, allahtan bir yerimi kırmamışım.

    Gözlerimi açtığımda “abla abla” diye bağırmaya başladım… neden böyle bağırdığım hakkında hiç bir fikrim yok, neden abla dediğim.. küçük yaşlarda ablamla yalnız yaşamışlığımızın bıraktığı izler midir nedir?…

    Yerdeyim, belimde ve kolumda şiddetli bir ağrı var, yatağa baktım, kendime geldiğim anda yataktan düştüğümü sandım, kalkıp yatağa geçtim ama belimdeki moruğu görünce yataktan düşerek böle bişey yapamayacağımı farkettim, gözüm kapıya gitti, o anda son anı hatırladım ve ne olduğunu yavaş yavaş aymaya başladım, daha önce hiç bayılmayınca ve bayıldıktan sonra kendi başına ayılınca insan durumun ne olduğunu anlamakta gerçekten zorlanıyor…

    Zihnimde ki son anı, kapı kolunu tutuşumdu, artık anlamıştım, bayılmışım ve yere düşerken belimi yatak kenarına çarpmışım.

    Kahvaltı etmeden önce aile fertlerine anlattım böle böle oldu diye çocuklar merakla gelip belime baktı babam bi daha yataktan kalkma dedi , (nasıl yani?) neyse… şimdilik iyiyiz, kan değerlerim baya bir düştü ondan oldu muhtemelen..

    Bu da böyle bir anı olarak arşivde yerini alsın…

    13
    Tem

    Aynalı Karışık! Seni yedikten sonra nasıl midem yok derim?

    aynalı, karışıkBugün akşama kadar Ege Üniversitesi hastanesindeydim, akşama kadar ilaç raporları peşinde yarı aç yarı tok koştum, bir sürü yazılacak şey gördüm ama şimdi ondan bahsetmeyeceğim. Akşam olup işim bitti ve Manisa’ya dönecekken, birden Bornova’daki Aynalı geldi aklıma, tabii o hain karışık… yemeden gitmeyeyim şunu dedim, hatta annemlere de yaptırayım, derken daldım bornovaya, arabayla baya bi dolandıktan sonra buldum Aynalı’yı, duble bir karışık söyledim ve yedim…

    Sonra içimden bu karışığa söylenmeye başladım; Ah be karışık seni yedikten sonra nasıl insanlara midem yok derim, nasıl kanser hastasıyım derim, hem seni yiyip hem de nasıl insanım derim….

    Çünkü gerçeği fotoğrafta gördüğünüzden de kallavi bir şey… Adamlar resmen sandviç arasına iki avuç eti ve bol miktarda kaşarı basıp getirip koyuyorlar önünüze. Fiyatı da çok komik 4 TL… Ege Üniv öğrencilerinin ana besin kaynağı diyebiliriz. Yolunuz izmirden geçerse yemeden geçmeyin…

    Ben mi? şimdi kuzu yutmuş yılan gibi kaldım :)

    Ha bir de videosu var bu zımbırtının : http://www.altinmasa.net/svid.html

    12
    Tem

    … Ve Dünya Kupası da Bitti..

    Gene yazmayalı epey olmuş, yazılmayı hakeden o kadar çok şey var ama yazılmayı bile haketmeyen daha çok şey var… Bir aydır bir yandan kemoterapiler ilerlerken diğer yandan maçları izleyip , hop oturup hop kalktık… Diğer yandan maçlarla birlikte seyir keyfimizi mahveden vuvuzela denilen bok ile tanıştık. Yatıp kalkıp dua ettik, “yapanın da çalanın da g.tüne girsin” diye. Büyük küfretmemek lazımmış.. Şu an marmaristeyim, burada yakın dostumun annesi ve kızıyla çekirdek bir aile olduk… Onlarla kalıyorum. Semran teyzem tam bir maç fanatiği ve yakınlarda arkadaşının oteli varmış maç izlemeye oraya gittik, orada bi sürü fıstık semran teyze, ilkem ben hep birlikte izledik maçı…

    Tarafımız İspanya..

    İspanyanın gol atmasıyla yerimizden fırlayıp kaptık vuvuzelaları çalmaya başladık… Gerçekten bok gibi bir sesi var… neden çaldığımız hakkında da net bir fikrim dahi yok.. yaşandı bitti saygısızca diyelim :)

    .

    fotoğraf

    .

    Sonra diğer yandan fotoğrafta da gördüğünüz gibi pek bir zayıfladım ve tipsiz biri oldum. Yani kız olsam benim gibi bir adama bakmazdım açıkçası. Bu kemoterapiler çok ağır geldi bana, kaldırmakta gerçekten zorlanıyorum, günlerce halsiz kaldığım oluyor… Geleceğe dair umutla bakabilmek şu aralar benim için çok güç, açık konuşmak gerekirse bende geleceğe falan bakacağım diye uğraşmıyorum hiç, altımda arabamla nerde akşam orda sabah geziyorum… Ne oldu ya da ne olacak diye düşünmüyorum hiç… Hiç bir şey umrumda değil….

    Tabii bu gezilerim, öle mükemmel olamıyor, bazen arabadan inince başım dönüyor, gözlerim kararıyor, bayılacak gibi oluyorum ya da çok güçsüz düşüp uzun saatler dinlenmek zorunda kaldığım oluyor ama önemli değil ki… Vur g.tüne rahvan gitsin modu iyi bişeymiş…

    Kısacası Ege’deyim ve şimdilik hayattayım,