Genel | Davut Topcan's Blog

Hakkımda

Aradan on yıl geçti ve Kanser tekrar kapımdaydı, bu kez annem değil benim için gelmişti. Mide kanseri! Taşlı Yüzük Hücreli türünde öldürücü bir kanser hücresi. Doktorlar kesin birşey söyleyemiyordu, ölüme hiç bu kadar yaklaşmamıştım! Belli ki bu düşman zorluydu. Zorlu bir savaş beni bekliyordu! * İşte bu site bu savaşın hikayesini anatacak...

Devamını Oku >>

  • Çok Okunan Yazılar

  • RSS Feed'lerime Abone ol!

    Sosyal Medya'da Takip Et!

    Genel

    03
    Haz

    Dünyayı değiştiren köpek, inanılmaz!

    Bu köpek 2002′de doğmuştu. O üç bacakla doğdu- iki normal çalışan arka ayak ve bir ameliyatla alınan hissiz ön ayak. O tabii doğduğunda yürüyemiyordu ve annesi bile onu istemedi.

    İlk sahibi de onun hayatta kalamayacağını düşünüyordu ve onu uyutmayı düşündü. Fakat daha sonru şu anki sahibi Jude Stringfellow onunla tanıştı ve onun bakımını üstlendi. O bu küçük köpeğe kendi başına yürümeyi öğretmek konusunda çok kararlıydı.

    Ona İnanç adını verdi.

    ATT000012

    Başlangıçta onu bir sırf tahtasına koydu ve hareketi hissetmesini sağladı. Daha sonra bir kaşık fıstık ezmesi kullanarak onu ayağa kalkması ve sıçraması konusunda cesaretlendirdi. Evdeki diğer köpek bile İnanç’a bu konuda destek verdi.

    İnanılmaz bir şekilde, 6 ay sonra İnanç arka ayaklarının üzerinde dengede durmayı ve öne zıplamayı öğrendi. Karda daha fazla eğitimden sonra, insan gibi yürümeyi öğrendi.

    Faith of Dog / Dünyayı değiştiren köpek! from Burak Donertas on Vimeo.

    ATT000026

    Şimdi İnanç etrafta yürümeyi çok seviyor. Nereye giderse gitsin, hep ilgi odağı halinde. Uluslararası alanda hızlıca ünlü oluyor ve birkaç televizyon şovu ve gazeteye çıktı.

    Şimdi “Az Bir İnançla” adında onun hakkında bir kitap çıkacak. Harry Potter Filmlerinden birinde oynaması bile düşünüldü.

    ATT000031

    Şu anki sahibesi Jude Stringfellew öğretmenlik işini bıraktı ve onunla dünyayı dolaşıp mükemmel olmayan bir vücutta bile mükemmel bir ruh olabileceğini öğretmek istiyor.

    ATT000048ATT000055ATT000064ATT000089ATT000093ATT000107ATT0000710

    Hayatta hep istenmeyen şeyler olur, fakat daha iyi hissedebilmek için sadece hayata farklı bir yönden bakmak yeterlidir.

    Umarım bu mesaj herkese taze yeni bakış açıları getirecektir ve herkes her güzel gün için şükran duyup teşekkür edecektir.

    İnanç hayatın gücünün ve mucizevi başarının devamlı bir kanıtı.

    Not: Bu yazının tamamı bana gelen bir emailden alıntıdır.

    24
    Nis

    FF Test

    ignore it pls!

    21
    Nis

    Chevrolet Cruze Test Sürüşü

    cruze-4d-2009-gallery-exterior-01

    Bu aralar bir araba almaya karar verdim ve gözüm sürekli etraftaki arabalarda… Araba için ayırdığım para ile orta segmentteki bir araba alabiliyorum. Orta segment araçlar içerisinde en fazla incelediğim kriterler şunlar;

    • Güvenlik
    • Hız
    • Yol tutuşu
    • Rahatlık
    • Yakıt tüketimi
    • ve tabii ki fiyat

    Bu kriterleri detaylı olarak incelediğimde fiyat yönünden en uygun ve güzel görünen araç Chevrolet Cruze olarak görünüyordu… Gerçekten de görünüş olarak etkileyici bir araba. Hızlıca aracı internetten inceledim ve bir bayiden test için araç rica ettim, sağolsunlar beni kırmayıp şirkete kadar getirdiler siyah cruzoyu…

    Şirketin önünde kısa bir selamlaşmanın ardından sürücü koltuğuna yerleştim, ilk izlenim “etkileyici” ön paneli güzel yapmışlar çünkü, kullanılan malzeme iyi ve tasarım güzel. Direksiyon simiti Opel İnsignia ile aynı simit. Sportif ve ağırbaşlı arası tasarımları seviyorum.

    Gelen araç otomatik vitesli olmasına rağmen sürüşte problem yaşamadım, ilk araba kullanım zamanlarımdan beri düz vites araba kullandığım için otomatik vites ne kadar rahat olsa da ben hala düz vites ile rahat ediyorum, bunun sebebi de alışkanlıktan ziyade arabaya tamamen hakim olma isteği…

    Arabayı teslim aldığım yer Tophane idi, arabayı çalıştırıp pencereleri kapattım hemen, rolantide içeriye ses almıyordu diyebilirim ve haraket ettik, rotamız önce beşiktaş, oradan sahil yolu ile bebek ve yokuştan yukarı çıkıp TEM’e bağlanıp aracın hız performansını da gördükten sonra şirkete dönmekti.

    Sırasıyla deneyimlerimi paylaşayım elimden geldiğince objektif olmaya çalışacağım..;

    • Araba motor sesini içeriye fazla almıyor…
    • Düz yolda gidişi oldukça iyi, kavramaları vs..
    • Bebek yokuşunu otomatik viteste çıkmama rağmen gayet seri çıktı, ki manuel viteste çok daha iyi çıkacağından eminim.
    • Müzik sistemi gerçekten iyi, ama arka tarafta kolon yok.
    • Bagajı oldukça geniş
    • TEM’e çıkıp 140-150-160 hızlarına otomatik vites ile çıktım, otomatik şanzımana alışkın olmadığım için olabilir hızlanmalar bana çok seri gelmedi. Ama bu kesinlikle otomatik şanzımann problemi, kontrol sizde değil.
    • Hızlı giderken de içeriye ses alma durumu bence kötü değil,
    • Bir de arabayı cidden kötü bir yola sokup sarsıntısına baktım, süspansiyon bence şahane… Takır takır bir yolu hissetmeden gidebiliyorsunuz..
    • Aracı kullanırken ayakları yere basan ağır bir şey kullandığınızı hissedebiliyorsunuz, bu da sürüş keyfini katlıyor.
    • Ek olarak araca takılan marşpiyeller (yanlış yazmış olabilirim) cruzo’yu yolların efendisi gibi gösteriyor.

    Günün sonunda araç gerçekten iyi ve bence orta sınıf bir araç alınacaksa alınabilir. Eski Chevrolet’lerde hangi motor kullanılıyordu, kullanılan malzeme kalitesi nasıldı bilmiyorum ama bu modelde , Opel’in yıllardır kullandığı EcoTek motor kullanılmış, bir çok parçası opel insignia ile aynı.. En önemlisi de bu aracın altyapısı GM altyapısı ile üretilmiş. Bu da doğal olarak belli bir kalite standardını garanti ediyor.

    Bu kadar saydık, şimdi bana gelelim, ben bu aracı alacak mıyım? Elimde şu an iki seçenek var ikisinden birine karar verip alacağım. Biri bu diğeri ise Nissan Qashqai, artık yaşlandık sayılır ağır başlı arabalar tatmin ediyor ancak…

    Qashqai ile bu araç arasında iyice düşünüp birini alacağım gibi duruyor…

    chevrolet cruze

    chevrolet cruze

    chevrolet cruze

    chevrolet cruze

    chevrolet cruze

    chevrolet cruze

    chevrolet cruze

    chevrolet cruze

    chevrolet cruze

    chevrolet cruze

    14
    Nis

    “Başladığın gibi bitir” ya da “You can go now !”

    you can go now loser

    Hayatın her alanında çok önem verdiğim bir konudan bahsedeceğim şimdi sizlere, hayatımızın her alanında bir şeyler başlıyor ve eninde sonunda bitiyor, yaşamın başladığı noktanın bile bir bitişi yok mu zaten…

    Nerdeyse 30′lu yaşlarıma merdiven dayadım ve ben dahil herkeste yeni bir şeyler mükemmel bir heyecanla başlıyor, yeni iş, yeni aşk, yeni bir araba vs daha bir sürü örnek sayılabilir.

    Önemli olan bunların nasıl başladığı değil nasıl bittiğidir!

    Mükemmel sayılacak derecede bir işe girersiniz, hayatınızın işi olur, gel zaman git zaman işten çıkartılabilirsiniz ya da yeni sulara yelken açmak için siz ayrılabilirsiniz, burada dikkat edilmesi gereken, sözleşmenizde yazan kurallara tam olarak uymanızdır, gizli gizli iş arayıp yeni bir iş bulunca mevcut iş yerinize çarşamba günü gidip Cuma ayrılacağınızı söylerseniz, hem küfür yersiniz (ki bence bu en hafifi) ardınızda bıraktığınız kapıyı sonuna kadar kapatmış olursunuz… Ayrıca bu davranışınız genel olarak çalışanlar adına kötü bir temsil oluşturacak ve iş hayatında genel çalışan puanını da aşağı çekecektir, siz bu şekilde gittikten sonra işveren bundan sonra sözleşme şartlarını ağırlaştırıp iyi niyet değerlerini sıfıra düşürecektir. Sizin yaptığınız tek kişilik hatayı o iş yerinde sizden sonra çalışan ve çalışacak olan herkes olumsuz olarak ödeyecektir…

    Demek ki neymiş, işe başlamanız sizi sevindirmek dışında kimseyi etkilemezken, işten etik dışı şekilde ayrılmanız kim bilir kimleri etkileyecek…

    Aşk meşk konularında da benzer durum söz konusudur, birine aşık olduğunuzu düşünün, nasıl mutlu olursunuz, heyecan doruktadır, dünyanın yedi harikuladesinden biri oluverir bir anda, e daha düne kadar tanımıyordun? Bugün ne oldu? Oluyor işte yadırgamıyorum… Yadırgadığım nokta gene bitişler…bitirişlerdir. Çevrenize bir bakın kaç kişi var sevgilisinden saygılı, edepli ayrılıp görüşmese bile ciddi bir durum olduğunda “Alo” diyebilen?

    İşte hocam ne olursa olsun kötü olmamak lazım, kötü olmamak için de saygıyı korumak lazım…

    Ben hayatım boyunca hiçbir ilişkimde [ekstrem durumlar hariç] kötü kalmadım, olmadıysa, olamıyorsa ceketimi alıp çıkıp gittim, ha ne oldu, yeri geldi en olmadık yerde karşılaştık, merhaba deyip oradan buradan konuşmayı becerebildik.

    Bir de bunu beceremeyenler var onlar gene kendi hatalarının cezasını başkalarına ödetiyorlar ve belki bir gün hesap dönüp dolaşıp kendilerine de kesiliyor.

    Mesela;

    Bundan bir kaç yıl önce bir arkadaşım vardı, ortalamanın üstünde bir yakışıklılığı ve ciddi bir umursamazlığı vardı. Bir kızı genellikle aynı gün içinde yatağa atıp, sevişmesi bittikten hemen sonra kadına “you can go now” deyip tekmeyi basan biriydi, uzun zaman neden böyle biri olduğunu anlayamadık ve tahminimiz bir zamanlar bir kadının buna sağlam bir kazık atarak psikolojik sorunlar bıraktığı yönündeydi…. Sonradan öğrendik ki, bu arkadaşın kadınlara bu denli düşmanlığı gene bir kadından kaynaklanıyormuş… Zamanında duygusal olarak bağlandığı bir kadın çok kötü bir kazık atmış, o günden sonra kadınlara düşman olmuş, yakışıklı da bir arkadaş olduğu için önüne gelen kadını cezalandırıp, kendilerini “ucuz fahişe” gibi hissetmelerini sağlıyordu.

    Gene de yaptıklarını bu neden haklı çıkarıyor mu emin değiliz…. olamayacağız da…. belki de haklıdır… Bilemiyorum ama burada anlatmak istediğim sadece bir erkek veya kadının hatasının aslında nerelere varabileceğidir. Siz bir bitişi “ahlaksız” şekilde gerçekleştirirken aslında topluma da ahlaksız bir birey kazandırıyorsunuz…

    Bu sebeplerden hayatınızda ne yaşarsanız yaşayın, başladığınız gibi güzel bitirin, bitmesi gerekiyorsa alın karşınıza konuşun, emin olun bu bile karşınızdaki için büyük bir değerdir ve ne söylerseniz söyleyin, sadece dürüst olun. Durumu anlatan en net cümle hangisi ise onu kurun…

    Anlatmak istediğinizi anlatabilmeniz için ikinci bir fırsatınız olmayabilir,

    .. ve iyi insanlarla temas etmek istiyorsanız hemen şimdi, şu dakika, siz iyi olmaya başlayın, bol bol empati yapın, bir şeyi yaparken muhakkak düşünün, “yaptığınız şey ya kendinize yapılsaydı?” Haklı olsanız bile bir anda yüz çevirdiğiniz birini düşünün, hiçbir şey söylemeksizin ya da haklı olsanız bile ayrlmak istediğiniz işiniz olabilir, kendinizi işveren yerine koyun…

    Yapmazsanız ne olur? Bir gün o “hak” döner dolaşır mutlaka size “you can go now” olarak geri döner…

    Sevgiler.

    27
    Mar

    İki Sosyal Sorumluk Projesi, İlk Teleskobum ve İşsizlere İş

    selcukerdem-389_1w-289x300İlk Teleskobum

    Son dönemde değişik alanlarda sosyal sorumluluk projeleri görmek beni sevindiriyor. Biri yakın zamandan beridir FriendFeed’de gördüğüm Nurcan Örtügen Gök isimli arkadaşımın yaptığı proje, çocuklara gökyüzü ve bizim dışımızda ki uzay hakkında daha fazla bilgi vermek için başlattığı projeyi destekliyor ve yapılması gereken ne varsa elimden gelen ne varsa yapacağımı buradan da iletiyorum kendisine.

    Şu bir gerçek ki eğitim çocukluktan başlıyor ve belki de ne olmak istediğimize daha o yaşlarda karar veriyoruz, eğer gökbilimi gibi konularda da yeterli bilgiyi alırsak neden çıtalarımızı daha yükseklere taşımayalım ki…

    Proje detayları için : http://www.ilkteleskobum.org

    50 işçi alan işverene Yavuz Bingöl’den konser

    Bir diğeri de televizyondan öğrendiğim ve gerçekten beğendiğim bir iş. Yavuz Bingöl hiçkimseden destek almaksızın kendi başına attığı bu adımla bence çok iyi bir iş yapıyor. Her hangi bir işveren işyerine 50 işsizi işe alınca Yavuz Bingöl o işyerine hiçbir ücret istemeksizin gidip konser veriyor. Ben çok beğendim, umarım bu haber daha fazla işverene ulaşır ve güzel yurdumun insanları işsizlik sorunundan kurtulurlar…

    17
    Mar

    “Yani var ama, yok!” Kaan Sezyum…

    Bir kaç aydır arabam yok, işe otobüsle gidiyorum, otobüs yeşil olursa ne ala.. değilse uzun boyumdan dolayı sığabileceğim bir koltuk bulup oturmaya çalışıyorum. Kendime oturabilecek bir koltuk bulabilmişsem ve bir de cam kenarıysa ne ala.. Çıkartıyorum telefonumu ve sevdiğim yazarları okuyarak gidiyorum işe.

    Kaan Sezyum uzaktan takip ettiğim biri, yakın zamanda eşini kaybetti. Öncelikle başı sağolsun. Her ne kadar merhabamız olmasa da çok üzüldüm. Hani akrabalarımdan birini kaybetmişim gibi üzüldüm. Nasıl bir empati kurduysam, sanki deliler gibi aşık olduğum kadını kaybetsem bende böyle mi hissederdim. Yaşayabilir miydim? sorusu dolaşıyor beynimde… Ya da deliler gibi aşık olduğum kadını ansızın bırakıp gitsem… Ne yaşardı geride kalan… Aşk yoksa kötü birşey mi?

    Olamaz.. Kaan Sezyum’un hayata tekrar dönüp yazdıklarını okuduktan sonra artık aşkın kötü birşey olduğuna beni kimse inandıramaz.

    Sabah işe giderken okudum yazıyı ve sabahtan beri bir hüzün ki atamadım üzerimden bir türlü… Şu an yatağımdayım uyumayı düşündüm az önce ama gene beynimde o cümleler uçuşmaya başladı ve hissettiklerimi yazmazsam uyuyamayacağımı anladım.

    Hayatın tek gerçeği ölüm işte… ve yaşanan güzel şeyler kar kalıyor.. gerisi hikaye.

    Yazı işte burada: http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=985451&Yazar=KAAN%20SEZYUM&Date=13.03.2010&CategoryID=41

    Ben yazıyı kopyalayıp arşivledim, ilgili gazete kaynak gösterilse dahi yazı kullanılamaz demiş o yüzden sadece kaynak vereyim. Aslında niyetim yazıyı da buradan alıntı şeklinde verebilmekti. Olmadı nasip değilmiş.

    İyi geceler…

    02
    Mar

    Hayata “S” vermek

    Dans edenlerin bildiği ve dikkat ettiği bir konudur S ritmi, sayıların bir yerinde S vererek dansınıza nefes aldırırsınız. Bir an bir sayı durur sonra devam edersiniz.

    Bu aralar dans gurubumun aktiviteleri çoğaldıkça ben de iyice yoğunlaştım, kafamı kaşıyacak vaktim yok desem yeridir. 4 Mart Türkiye Patent Ödül töreninde gösteri teklifi aldık, guruptan 5 çift Ankara’ya gidip Başbakan Erdoğan’ın da katılacağı törenin açılşını dans ile yapacak.

    Gösteriyi hazırlamak için bir pazar tam günüm ve iki akşamım vardı. Pazar günü sabah saat 10′da dans salonuna girdik ve seçtiğim müzikleri mixledikten sonra koreografileri salonda yazdık ve öğrettik.

    Dün çalışmak için bilgisayarımı unutmuştum, babaö mecidiyeköye kadar bilgisayarımı getirdi ve bilgisayarımı aldıktan sonra beklerken, farketmeden hayata kısa bir S veriverdim…

    Trafik yoğundu ve babamı otobüse bindirmek için beklerken, önümde duran otobüste, cam kenarında oturan güzel vir kız bana bakıyordu, kısa bir bakışma sonrası hafif çapkın bir tavırla göz kırptım, kız gülmeye başladı… Ben gülmeye başladım… Sonra kafamı çevirdim ve otobüs de gitti zaten.

    Bir an ya da sadece o an çok güzel bir andı. Kimdi o kızcağız bilmiyorum ama karşıma bir daha çkarsa kaçırmam.. 40 yıllık karı kocanın bile iletişim kurmakta zorlandığı şu dünyada kaç metre uzaktan gözlerle konuşmayı başardığım birine rastladım…

    Sonra döndüm ve cevahir alışveriş merkezinin sahnesine doğru yol aldım, bekleyen ve yetiştirilmesi gereken 10 kişinin ağırlığıyla…

    12
    Şub

    Ali Saydam ile İletişim ve İlişki üzerine

    Bugün ikinci kez dinlemeye gittim Ali Saydam’ı, daha önce ki sunumda yeterince zamanım olmadığı için erken çıkmıştım, bu sefer neredeyse sonuna kadar dinleyebildim.

    Öncelikle şunu belirteyim, Ali Saydam’ı eleştirmek benim boyumu aşar fekat sunum ile ilgili fikirlerimi paylaşabilirim sanırım.

    Konu iletişim ve ilişkiydi, ikisi ile de yakından ilgiliyim (iletişim kurduğum kadınlarla ilişki yaşıyorum şeklinde değil tabi) çünkü ikisi de yaşamın bütünüyle yakından ilgili, en azından ben hayatımın her alanında kullanıyorum. Her ne kadar bugün ki sunumda azıcık sıkılmış olsm da Ali Saydam yeniden konuşma yaparsa bilet parası koysa bile dinlemeye giderim. Neden iletişim ve ilişki benim için bu kadar önemli?

    Her yeni gün yeni birileriyle karşılaşıyorum veya karşılaştığım birileriyle bir yerde iletişim kurmam gerekiyor, ilk iletişim ve iletişimimin devamını ne kadar iyi sağlayabilirsem devamı o kadar hayrıma gelişiyor. Birkaç farklı örnek vereceğim;

    Diyelim ki; İş arıyorum ve katıldığım ortamlardan birinde tesadüfen bir işveren ile tanışma fırsatım oldu, burada iletişim ve iletişimin kalitesi başlıyor. Ne kadar kaliteli bir iletişim kurarsam sanırım işveren ile bir ilişki yaşama ihtimalim artar (ama burası benim için de muallak umarım Ali Bey bu yazıyı görür ve açıklama getirir; soru şu : karşımda bir işveren varsa ben ne tür bir iletişim kurmalıyım? ya da karşımdaki kişiye göre iletişimin türü değişmeli mi?) Kaba tabirle iletişim başladı, ğer işi alırsam bu ilişkiye döner.

    Ya da bir kızla tanıştın, tek gecelik ilişki yaşarsan “consumer”, sevgili olursan “cutomer”, evlenirsen “client” oluyormuşuz.

    İlginç tesbitler gerçekten :)

    Bir de Ali Saydam asıl konuyu anlatmadan önce konuya öyle bir yerden başlıyor ki, konu başlığına gelene kadar neredeyse başka bir sürü şeye cevap bulmak ya da olmak zorunda kalıyorsunuz. Bu da konsantreyi zorluyor bir miktar.

    Ve aklıma takılan bir konu daha, sunumun ortalarında öyle bir soru sordu ki herkes bir kalakaldı, soru şu : “Ne için yaşıyorsunuz?” , bir cevap aşk için di, Ali Bey’e göre doğru olan cevabı yazmayacağım, bende buradan tüm okurlara sorayım

    NE İÇİN YAŞIYORSUNUZ? (yorum olarak cevaplayabilirsiniz ;) )

    11
    Şub

    Ödev, İlan-ı Aşk

    selcukerdem_ilaniaskYeni projemiz kapsamında her hafta Özer Güngören ve Mahmut Fikrisindi’den drama dersleri alıyoruz. En az dans dersleri kadar (bence daha fazla) eğlenceli ve her hafta yeni bir şeyler öğreniyoruz bu derslerde. Derslerin genel amacı oyunculuk kabiliyetimizin gelişmesi, topluluk karşısında rahat olabilmek ve ekip içinde iletişimin daha iyi olabilmesi. Açıkçası bu dersler çok işe yarıyor, ekip içi iletişim daha ilk derslerden çok güzel şekillendi, topluluk karşısında konuşamayanlar bu korkularını yendi ve daha benzer bir sürü güzel gelişme ile derslere devam ediyoruz.

    Geçtiğimiz hafta ders sonunda Öze ve Mahmut hoca ödev verdiler, Hamlet’ten bir tirad çalışıp oynamak ve ilanı aşk.. Evet bu hafta herkes iki farklı şekilde ilanı aşk edecek, biri komik diğeri hüzünlü ilanı aşk. 14 Şubat sevgililer günü haftasonuna denk düşen çalışmada bu ödeve bayağı bir güleceğiz.

    Ödevimi şimdiden yapıp blog okurlarımla da paylaşmakta sakınca görmüyorum.

    1- Komik İlanı Aşk;

    Pelin, bir süredir hayatımda değişen bir şeyler var, artık evden çıkarkan sessizce ve ev sahibine görünmeden çıkmaya çalışmıyorum, alık alık atıyorum kendimi kapının önüne, bir güzel yiyorum fırçamı geciken kira yüzünden ama yüzümden tuhaf gülümseme düşmüyor. Sonra sakin adımlarla ilerliyorum otobüs durağına, kendimden küçük birine bile yer veriyorum, durumu anlamakta zorlansa da yer verdiğim çocuk sonra şaşkınlığımın farkına varıp fırsatı değerlendiriyor. Yüzüme nerden yerleştiğini bilemediğim o aptal gülümseme hala düşmüyor. Şirkette çok fazla duygusal müzik dinliyorum diye uyarı aldım, onları anlayamıyorum, duygusal müzik dinlemenin ne zararı olabilir ki, o değil de bu müzikleri dinlerken ki yüzümde ki anlayamadıkları o ifade personelin moralini bozuyormuş. Az önce bahsettiğim o aptal gülümsemeden bahsediyor olmalılar. Pelin ayrıca biliyor musun artık öğlenleri yemek yemiyorum, canım istemiyor.Bu durumdan en çok aşçımız memnun, aşçı amcanın da dikkatini çekmişim, yemek verirken elindeki kepçeyi kafama geçirmemek için kendini zor tutuyormuş. Galiba artık anlıyorum Pelin, bunun sebebi sadece sensin, Seni Seviyorum!

    Pelin : Davut , şu yüzündeki aptal gülümseme geçecekse ne istiyorsan evet!

    2- Üzgün İlanı Aşk ;

    Mektup ile:

    Bunları yüzüne söylemek, gözlerinin içine bakarken konuşmak ve dudaklarım dudaklarına yakınken, dudaklarımın nasıl titrediğini hissederek dinlemeni isterdim. olmadı. olmuyor, olamıyor. gözlerinden gözlerimi kaçırıyorum arada bir, sohbetimiz derinleştiğinde değiştiriyorum kıskıvrak konuyu. Biliyorum, herşeyin farkındayım, seni bana bir ömür bağlayacak cümlelerim içimde bir yerlerde düğümleniyor. Çözemiyorum. Sadece şunu bilmenlisin, çok istiyorum bende… Tüm bu olanlar için çok üzgünüm. Ölüyorsam ya da bir gün öleceksem bunu izlemen gerekmiyor. Bu acıyı yaşatamam sana . Belki de gitmeden önce sana verebileceğim tek hediyemdi gözlerine bakmak. Kim ister ki sevgilisi gözleri önünde eriyip gitsin, buna dayanamazsın biliyorum. Bazen düşünüyorum da sana söylemek istediğim son bir söz yok sadece senin iyi olmanı istiyoru, benim için ikinci bir şans yok ama senin önünde uzun yıllar var. Yeniden yaşayabileceğin güzel duygular… Yanında geçirdiğim onca zaman yürürken ellerin ellerime çarpardı ya, arada bir elini kavrayıp hiç bırakmamayı ne çok istemiştim oysa, kalbimin küt küt etmesi her telefonu açıp sesini duyduğumda ve çocuklar gibi hazırlanmam seni göreceğim günlerin akşamlarında, en güzel gömleğimi ütülerken ki heyecanım ve bir türlü karar veremeyişlerim. Sana geleceğim sabahları erkenden uyanışlarım ve buluşma saatlerini getiremeyişim. Bazen sinemaya gittiğimizde, sen film izlerken durup seni izleyişlerim sana farkettirmeden. Biliyorum şaşkınsın, bunları benden duymak.. belki de kızgınsın. Onca zaman “hadi” der gibi baktın gözlerime ve şimdi elinde bir mektup var sadece, ben yokum. Kızma… “Seni Çok Seviyorum….Hoşçakal.

    Edit (11.02.2010 17:00) :

    Üstte yazdığım iki farklı ilanı aşk amacına ulaşamamış görünüyor, komik olanı kimse komik bulmadı, hüzünlü olana da ajite yorumları aldım, eğer okuduysanız fikrinizi yazarsanız çok mutlu olurum, sevgiler.

    10
    Şub

    Azraille pazarlık yaparken

    davut

    Şirkette pek çok arkadaşımın da dediği gibi galiba bu karikatürün kedisi olmaya aday gibiyim. Azrail ile bir gün gerçekten yüzleşme şansım olursa buna benzer bir sahne yaşamamız muhtemel görünüyor.

    Azrail sayıyor;

    Bir, tütün tarlasında zehirlendin. İki, bisikletle giderken motosiklet çarptı. Üç, gene zehirlendin. Dört, boğuldun. Beş, kansere yakalandın. Altı, motosiklet kazası yaptın. Yedi, yeniden kansere yakalandın ….

    Davut araya giriyor;

    Motosikleti iki kez saydın;-/

    ….

    Böyle işte siz siz olun canlarınızı tüketmeyin.