Mide Kanseri | Davut Topcan's Blog

Hakkımda

Aradan on yıl geçti ve Kanser tekrar kapımdaydı, bu kez annem değil benim için gelmişti. Mide kanseri! Taşlı Yüzük Hücreli türünde öldürücü bir kanser hücresi. Doktorlar kesin birşey söyleyemiyordu, ölüme hiç bu kadar yaklaşmamıştım! Belli ki bu düşman zorluydu. Zorlu bir savaş beni bekliyordu! * İşte bu site bu savaşın hikayesini anatacak...

Devamını Oku >>

  • Çok Okunan Yazılar

  • RSS Feed'lerime Abone ol!

    Sosyal Medya'da Takip Et!

    mide kanseri

    10
    May

    2002 – 2010 İstanbul…

    Öncelikle iyiyim…

    Günler sonra blog yazmak için açtım bilgisayarımı, -şu an hastanedeyim hala- burada zaman çok yavaş geçtiği ve ister istemez kendinle çok konuşma fırsatı bulduğun zamanlar oluyor… Normalde bu öğlen çıkacaktım hastaneden ama bu sabah ameliyat dikişlerinde az bir kızarıklık vardı, doktorum Şenol Çarıllı aldı eline malzemelerini açtı 2 cm kadar içinde kalan irin ne varsa boşaltıp kapattı. “Canım yanacak mı?” diye sorunca “Yakarız merak etme” diyor… Bende işlem sırasında sıkıyorum dişimi, “bu muydu?” falan diyorum gülüyoruz.. Yüz kez daha ameliyat olsam kendimi gene Şenol ve Ali Hoca’nın ellerine bırakırdım. Aramızdaki -her ne kadar canı yanan taraf hep ben olsam da- latifeden ibaret, işlerini gerçekten iyi yapıyorlar…

    Hastane güzel değil, yani güzel de insan daha güzel hemşireler bekliyor, o bakımdan zayıf ama merak etmeyin bana gece ve gündüz bakan iki farklı hemşire çok güzeldiler. Yoksa buranın çekilir bir tarafı yok gerçekten. Tuhaf olan asıl olay da şu; Ameliyattan sonra başlıca sorulardandır “hasta gaz çıkarttı mı?” Bu kadar insani bir olayı neden bu kadar büyütür insanlar bilmem ama ameliyattan sonra doğacak çocuğu bekler gibi bekliyorsunuz tüm sağlık ekibi ve sen gaz çıkartmayı.

    İlk iş FriendFeed, Twitter ve Facebook mesajlarına göz attım intertnet erişimi sağlayacak iyiliğe eriştiğimde. Neler yazılmış, çizilmiş, BÖ’de bile bişeyler yapılmış sanırım nedir hala anlamadım ama beni tanıyanlar bilir benim için büyük mutluluk bu tarz şeyler…

    Sonra hiç tanımadığın birinin bir yerlerden sana gün be gün iyi dileklerini yazması güzel bir şeymiş, Blog siteme 160 civarında yorum gelmiş ne diyebilirim ki?…. kelimeler kifayetsiz kalıyor bazen…

    Bloguma yorum bırakan, morfin aldığım günlerde daha ziyaret saati bitmeden sızdığım arkadaşlarımın hepsine tek tek minnettar olduğumu yazmak istiyorum. Tek tek isim yazmaya kalkarsam eminim unutacaklarım olacaktır çünkü son bir haftamın yüzde sekseni morfin ve ağır ağrı kesicilerin etkisindeydim. (bıyık altından espri yapan arkadaş! güzel tarafı yok emin ol..:) İnsan’ın çevresinde bu kadar iyi kalpli insan varken ölmesi zor… Bir de galiba diğer tarafta benim sıramı atladılar, başıma gelmeyen kalmadı ama hala hayattaysam bunun daha espritüel bir açıklaması da yok:)

    (bu arada yazacaklarımın sağını solunu toplayamadığımı farkettim hala üç kuruşluk morfin var sanırım bünyede…)

    Ameliyattan bahsedeyim kısaca, yapılan operasyonla kolon içini kapatan kitle alındı, düşünün ki hortumun tam ortasında su kaçıran bir yer var, orayı kesip sağlam yerleri birleştirdiğinizde elinizde sağlam hortum kalır… Durum bu, sırada kemoterapi var, çıkacak sonuçlara göre kemoterapi planlanıp en kısa zamanda başlanacak.

    Bu arada marjinal kararlar aldım, İstanbul’dan gidiyorum, 2002 yılında başlayan macera bu ay sonu itibariyle sona erecek gibi görünüyor. Tedavilerime İzmir ve Göcek’de devam edeceğim, İstanbul’da tedavi gördüğüm hastanemin bir şubesi şu an Göcek’de açılmış, planlanan tedavimi gidip oralarda alıp döneceğim… İstanbul ile olan bağlarım tamamen kopmayacak her ay İstanbul’a gelip doktorum Nil hn ve psikiyatristim ile görüşeceğim. Burada yaşamamaya karar verdiğime göre boşuna kira ödemenin de manası yok gibi görünüyor…

    DSC_0065

    Burada dayalı döşeli evim var, ilk aklıma gelen evi kapatmayıp evi düzgün birine kiraya vermekti ama eninde sonunda bu plan bir patlak verecek o yüzden en mantıklısı taşınmak. Zaten kemoterapi sürecinde tamamen gittiğim yerde de kalmayacağım için sorun olmaz, her kemoterapi arasında “kaliteli” bir haftam var bu haftaların bazılarında Artvin Yusufeli’de olmak niyetim… Hastalığa yakalanmamla bırakmak zorunda kaldığım arıcılık ile de yeniden ilgilenmeye başlayacağım, sağlıklı olabilmemin herhangi bir yolu benim için İstanbul’da bir apartman dairesinde yaşamaktan geçmiyor… Gideceğim yerde iki katlı, verandalı ve bahçeli bir ev kiralıyorum. (Manisa’da bir yer) yolu düşenleri ve geçenleri memnuniyetle misafir edebileceğimi daha şimdiden açık davet olarak yazayım. Ayrıca sahil kıyılarına çok yakın olacağım için sık sık dalış yapma fırsatım da olacak.

    Evet biliyorum bunlar marjinal kararlar ama aldım gitti işte…

    Size şimdi kalkıp hastanede şu oldu, bu oldu gibi sıkıntılardan bahsedip can sıkmaya gerek yok, hastanelerin keyifli bir yanı yok ki…

    Aklınızda olsun, Nissan Qasqhai alana kadar idare etsin diye Abbas’ı alacağım, hani olur da duyan, haber alan olursa haber etsin gidip bakıp alalım…. İstediğim araba Nissan ama tüm paramı oraya yatırıp hayattan geri kalmanın manası yok.

    Abbas; Opel Astra CD, 1999 – 2002 (ha bir de temiz :) )

    ya da Renault Megane 1.5 Dizel

    DSC_0035

    Bu arada öyle bir şeyi farkettim ki şu süreçte, yeniden! kapısını çalıp yalnız bırakmadığım onca insanın buna gerçekten ihtiyaçları varmış…

    Ayrıca bir tane köpek yavrusu almaya karar verdim, bahçeli evde yaşayacağıma göre hem o hem ben rahat edebiliriz, bir adet “Golden Retriever yavrusu” -adını yanlış yazmış olabilirim- arıyorum. Para vermeyeceğimi baştan söyleyeyim, hayvanların parayla alınıp satılmasını doğru bulmuyorum. Ha bir de ilk bulduğumu almayabilirim, benim onu sevmem kadar galiba onun beni sevmesi de önemli. Bunu karşılaşınca anlarım nasılsa…

    Son durumlar böyle değerli arkadaşlar, plana göre bu aysonu evimi manisaya taşımış ve taşınmış olacağım, İzmir’de yaşayan arkadaşlar ile bol bol görüşeceğiz sanırım. Orada olanlar bana ulaşırlarsa süper olur.

    2002 – 2010 İstanbul… macera böyle bitecekmiş…

    Görüşmek üzere.

    29
    Nis

    Durumlar

    27184_371840833298_683923298_3553789_2854548_n

    Geçen cuma bağırsak düzensizliği gibi başlayan, pazartesi itibariyle yoğun ishal sancılarına benzeyen sancılarla kendimi Amerikan Hastanesi’nin acilinde buldum, gastreontoloji doktorum Kasım Kazbay ilk müdehaleyi yaptı, hemen hastaneye yatışım yapıldıktan sonra sancılarımı kesmek üzere serumlar bağlandı. Ardından öğleden sonra hızlıca endoskopiye girdim, endoskopi sonrasında Kasım hoca şunları söyledi, anostomoz bölgesinde enflamasyon vardı ve bu bölgeden parçalar alıp patolojiye göndermişti, yani türkçesi, eski ameliyat yerinde ödem var gibiydi. Ama ağrılarımın nedeni bu ödem değildi, sonrasında tomografiye girdiğimde kalın bağırsak içinde bir büyüme gözlemlendi. Bunun üzerine Kasım hoca salı sabah kolonoskopi ile kalın bağırsağa da bakıp oradan da parça alıp patolojiye gönderdi.

    Günün sonunda öğrendikki sancılarımın sebebi kalın bağırsak içinde büyüyen tümör gibi birşeymiş, bunu araştırırken anastomoz bölgesinde kanserin yeniden tekrarladığını da öğrenmiş olduk.

    Evet 3. kez kanser tekrarladı vücudumda… Yapacak bir şey yok, günün sonunda hepimizin gideceği yer aynı o yüzden ölümle ilgili konuları kafama pek takmıyorum, sadece gelecek süreçte ameliyat ve yeniden kemoterapi süreci yani çekeceğim acıların tarifini bilmek biraz ürkütüyor…

    Hayatım boyunca gerçekçi oldum, bu çerçevede ihtimalleri yazacak olursak şöyle;

    • 1- Önce ameliyat, sonra kemoterapi olabilir,
    • 2- Önce kemoterapi ile tümörü küçültüp sonra ameliyat yapabilirler,
    • 3- Sadece kemoterapi yapmayı düşünebilirler,

    Bu seçeneklerin üçünde de başıma gelebilecekler ise şöyle;

    • 1- Ameliyata girip çıkamama durumu var,
    • 2- Ameliyattan çıkıp kemoterapileri kaldıramama durumu var,
    • 3- Tüm bunların hepsine göğüs gerip mis gibi bir hayat yaşama ihtimali var.

    İhtimaller işte böyle, benim ne hissettiğimin çok önemi yok, her şey olacağına varıyor. Şu kesin, eğer tedavi olmazsam bir aya kalmaz öleceğim… 29 yaşındayım ve bu satırları bir hamlede yazıvermek oldukça can yakıcı… Tedavi olacağım ve bundan süreç ne gösterir bilmiyorum…

    Bir kaç ay buralarda hareket görmezseniz bilin ki ben sizi koluma taktığım iki tane huri ile birlikte yukarıdan bir yerlerden izleyip keyfime bakıyorumdur… Buralarda bedenimin içmeme müsade etmediği mis gibi şaraplar şelale olmuş akıyordur. Gökyüzü ulan dahası var mı? misler gibi…

    Önemli olan güzel bir hayat yaşadım diyebilmek, diyebiliyor muyum? EVET! sonuna kadar…

    İyi ki, racing motosikletimle 300 km hız yapmışım, sonunda kaza yapıp bütün kemiklerimi kırmış olsam da,

    İyi ki, küçükken kuran kursu yerine camiden kaçıp havuza yüzmeye gitmişim, babamdan dayak yemiş olsam da,

    İyi ki, küçükken dayımdan kasalı motosikletini bi tur diye alıp, tamirhanede kasasını çıkartıp gün boyu gezmişim, dayımdan fırçalar yemiş olsam da,

    İyi ki, yanımdaki kıza gelip hareket yaptılar diye üç tane yabancı turiste tek başıma kafa göz dalıp hayatımın dayağını yemişim, ellerimde kırılan bardakların dikişleri kalmış olsa da,

    İyi ki, racing motosikletimi ilk kez tek tekere kaldırmayı üzerimde sadece şort ve parmak arası terlikler varken yapmışım,

    İyi ki, Türkiye’yi tek başıma turlamışım,

    İyi ki, 2005 yılında daha fazla maaş veren şirketler varken içlerinden Axa Sigorta’yı seçmişim,

    İyi ki, lise yıllarımı farklı bir şehirde ablamla birlikte geçirmişim,

    İyi ki, her ne kadar bu şehr-i istanbul bana acılar vermiş olsa da iyi ki üniversite biter bitmez istanbul’a gelip yerleşmişim….

    Bu “iyi ki”ler bitmez, kısaca yaptığım hiç bir şeyden pişman değilim, her saniyesi dolu bir hayatın ardından;

    Hoşçakalın…

    30
    Ara

    Başka bir mide kanseri hikayesi

    Mide kanserliler klübüne yeni üye kaydettik!

    İki gün önce aldığım bir email beni bir yandan üzerken diğer yandan da sevindirdi. Blogumu okuyan yeni bir mide kanseri hastası göndermişti emaili ve email izmirden doğru geliyordu, mide kanserine yeni yakalanmış, hayatının baharında bir matematik öğretmeni bayandan. 28 yaşında ve hayata gülümsemek dışında günahı yoktu belki de. Başka bir yazımda ya da bir yerlerde demiş miydim? , demediysem şimdi diyorum hayat adaletsiz gibi bazen.

    Ertesi gün telefonla konuştuk, izmirde esnaf bir ailenin kızıydı, işine ve öğrencilerine 6 ay gibi bir süreliğine veda etmiş, şimdi 4 Ocak 2010 tarihinde başlayacak kemoterapilerinin nasıl geçeceğini merak ederek gün sayıyor. Bildiğim ne varsa, ne yaşadıysam anlattım ona. Bir de ondan bir resimle birlikte hikayesini yazıp bana göndermesini istedim, işte o’nun hikayesi, tek bir hecesine bile dokunmadan;

    izmhikayem çok gerilere yıllar öncesine dayanıyor aslında…yıllarca midemin bana yaptığı oyunlarla savaştım…kimi zaman yanma hissiyle arıza çıkarıyordu,kimi zaman başka sorunlar…doktora gittim yıllar önce gastrit deyip yollamıştı o zaman doktor..tabi büyük şikayetlerimde yoktu aslında…zaman geçti şikayetler değişmmeye başladı…artık çok çabuk doyuyordum…az yemek yiyordum..hatta arkadaşların biçok espirisine maruz kalmaya başlamıştım…az yememle meşur olmuştum…fakat teneffüslerde sürekli elimde sütle dolaşmamda öğrencilerimin benle şakalaşmalarına neden oluyordu…artık anlamıştım bişeylerin yolunda gitmediğini…bir daha doktora gitmeye kara vermiştim…her randevu alışımda bir bahane ile gitmekten vazgeçiyorum….çünkü endoskopi yapılmasına karar verilmişti… Read the rest of this entry »

    30
    Eki

    Bilinmedik bir otel odasında tanıdık bir düşman! Kanser…

    kanser, şiringa, şırınga, mide kanseri, hasta, hastane, hemşire, doktor, port
    .

    …. Bunca acıya rağmen o kadar tatlı bir uyku çağırıyordu ki beni bu aldatmacaya kanmamalıydım. Farkındaydım, bıraksaydım bedenimi kuşkusuz orada sonsuz uykuya dalacaktım. Beynim yavaşça debeleniyordu: “ Davut kalk! …….

    Read the rest of this entry »

    15
    Eki

    Gözlerimi kapatmadan önce…

    Yaklaşık üç haftadır yollardaydım ve yaklaşık üç ay daha yollarda olacağım. Tedavim henüz yeni bitmişken attım kendimi yollara…

    Filmi biraz geriye saralım:

    10 Ay önce;

    70 kiloydum, ofis florasanlarının altında program yazıp hayatıma devam ediyordum. Honda 600 RR motosikletim ve Opel Astra arabam vardı. Hisarüstündeki evimde huzurluydum.

    Read the rest of this entry »

    15
    Eki

    İlk kez ameliyat olacağım korkuyorum baba -1-

    Bu yazımda bir ameliyat öyküsünü anlatacağım dilim döndükçe..

    Hayatınızda hiç ameliyat oldunuz mu? Ben olmamıştım ve ne olduğunu hiç ama hiç bilmiyordum, aslında bilmek de istemiyordum. Öyle güzel bir hayatım vardı ki, hastaneye düşüp kanser olacağımı öğrenmek ve hatta üzerine birinin gelip “iki saat içinde ameliyathaneyi hazırlayın, ameliyat ediyoruz” diyebileceği aklımın ucundan bile geçmezdi..

    Ama oldu! aklımın ucundan bile geçmeyen tüm bu şeyler bir anda olurverdi… hepsi teker teker ve birbirinin ardından sıralı olarak… Birinin soğukluğu daha vücudumu henüz tam olarak donduramamışken diğerinin buz gibi dokusu hücrelerime dokunuvermişti..

    Bu ameliyatın hikayesi bir cuma öğleden sonrasında başlar, önce öğlen vaktiydi, saat 12 gibiydi sanırım… Doktor hızlıca girdi kapıdan yanında bir hemşireyle… buraya bir parantez (

    … çok sonraları o gün amerikan hastanesinin 5B bölümünde ki hemşirelerden biriyle özel olarak konuşma fırsatım oldu -tamam kızı kahvaltı için ayarttım- çıktık konuştuk ve o gün ben oda da beklerken hemşirelerin bulundauğu desk’te gelişenleri anlattı bana… hemşirenin ağzından doktor’un bana kanser olduğumu söylediğinden önce ki 15 dakika;

    Read the rest of this entry »

    15
    Eki

    Şeker ile kanser hücresi avı (PET-CT Çekimi)

    Evet kulağa komik geliyor farkındayım ama durum gerçekten böyle. Kanser hücreleri glikoz ile besleniyor, seviyor artık ne derseniz.. Bundan yola çıkarak kanser hastalığının ameliyat edilemediği ve biopsi yapılamadığı durumlarda tespit edilmesi gerçekten çok zor.

    İşte böyle durumlarda PET-CT denilen bir radyasyon grafisi var. Nedir ne değildir şeklinde değil de kendi başımdan geçen şekilde anlatırsam sanırım daha iyi olur…

    Bu PET-CT çekiminin ücreti halk standardı bir klinikte yaklaşık 3000-5000 TL arasında, hal böyle olunca SSK önüne gelene PET-CT çekilmesine izin vermiyor. Eğer PET-CT çekimi olacaksa öncelikle doktorunuzun bunu isteyen bir yazı yazması gerekiyor.

    Read the rest of this entry »