Nis
Adala Gezisi ve Demirköprü Barajı’nda dalış!
Bu yazımda sizlere iç Ege’de bağları ve müthiş üzümleriyle meşhur Manisa’nın ilçesi Salihli’ye (biz egeliler “salli” deriz) bağlı Adala kasabasını ve hemen yanındaki Demirköprü barajını anlatacağım;
Öncelikle kısa bir yer tarifi yapalım; Salihli, İzmir-Ankara asfaltı yolu üzerine yerleşmiş bir Manisa’ya bağlı bir ilçe, bu ilçe’de tarihi yerler de var, bkz: Sardes (biz oralarda “sart” diyoruz.) İzmir’e uzaklığı 1,5 saat mesafede.
Salihli’den bana ulaşan bir kanser hastasını ziyarete gitmiştim, kendisinin tedavisi devam ediyordu o sıralarda ve oturup uzun uzun muhabbet ettik, hem o hem ailesi çok tatlı insanlardı. Muhabbet esnasında benim dalış yaptığımı öğrenince, “e bizim kayınço da dalış yapıyor tanışın” dedi “nasıl olur? nerede yapıyor ki?” dedim, “Demirköprü barajında yapıyor, bende arada katılıyorum dedi. Kayınço bey’i aradılar geldi, konuştuk, anlattı… Ben daha önceden de biliyordum oraları ama bir barajda dalış yapmak aklımın ucundan bile geçmemişti, ayrıca bu barajın hikayesi de pek sevimli değildir, yüzmeyi bilmeyen bir çok kişinin yazın sıcaklarına dayanamayıp kendini barajın sularına bırakması malasef her zaman güzel bitmemiş. Kısacası bu baraj epeyce bir can almış. Aslında bu normaldir çünkü iç ege’de herkes yüzmeyi bilmez ve böyle bir nimet de önlerine serilince bu tür can sıkıcı olaylar kaçınılmaz oluyor.
Gelelim bizim hikayeye….
O gün kayınço ve hasta arkadaşımla sözleştik, bir kaç gün sonra demirköprü barajına dalışa gidecektik.. Bir akşam bir saat kadar yoldan salihli’ye gelip kayınço ve arkadaşımı aldım, hava yavaş yavaş kararmaya başlarken biz yola çıktık, ki yolumuz da çok uzun değildi. Önce 15-20 km uzaklıktaki Adala’ya gittik..
Adala, Salihli’nin çok yakınında şirin bir kasaba, hani filmlerde gördüğünüz en şirin kasbadan daha şirin, çok fazla tanıtımı yapılmadığı için kimse bilmez ama mesela oralarda oldukça turistik bir yerdir, sevgililerin gizli kaçamağıdır, kasabanın tam ortasından bir dere akıyor ve bu dere barajın sularıyla beslenişyor, baraj kapağı açıldığında gidilirse daha nefis olmakla birlikte kapak kapalı olduğunda da güzeldir.
Salihli , Adala ...
Fotoğrafta ki adamı anlatmadan önce, Adala içki tüketimi ve keyif konusunda oldukça başarılı bir kasabadır, kasabanın konumu ve özellikleri nedeniyle orada yaşayan herkes keyfine çok düşkün, bazıları birasını, çerezini alır, fotoğraftaki beyefendi gibi keyfini yapar.
Dere kenarı keyif yapan adama uzaklaşıyoruz..
yeterince uzaklaştık mı? hayır..
Evet yeterince uzaklaştık...
Şimdi ne demek istediğim daha iyi anlaşılmıştır umarım? İşte Adala ve keyif yapmayı bilen insanalar,…
Adala devam
Adala
Adala baraj kapağı
Hemen baraj sularıyla beslenen derenin kenarına güzel bir restaurant var, burada yaşayan insanlar için "boğaz" da o ..
Derenin kenarına inip oradan da bir görüntü aldım
Baraj sularının döküldüğü yer..
Adala kasaba merkezini turladıktan sonra, yeniden çıktık yola ve baraja doğru ilerlemeye başladık, bagajda dalış ekipmanlarımız ve vuracağımız balıklar için gerekli piknik malzemeleri…
ve Demirköprü barajını gördük tepeden...
Tam bu fotoğrafı çektiğim yerde durup kayınço’nun tanıdığı tekne sahiplerini aradık, ağları kontrol etmekte olduklarını öğrendik ve tam bu fotoğrafta gördüğünüz karşı kıyıda buluşmak için anlaştık… Evet yolculuk şimdi başlıyordu, asfalt yollar bitmişti, hatta yollar bitmiş, yer yer tarla gibi yerlerden ilerliyorduk. Arabayı barajın tam kıyısına kadar indirdiğimi söylesem bana göre daha aklı başında olan herkes deli diyecektir muhtemelen. Yapmak zorundaydım çünkü tüm ekipmanı taşımamız imkansızdı. Kayınço’nun daha önceki yol deneyimlerinden ve tavsiyelerinden de faydalanarak, sürdüm arabayı, ana yoldan çıktığımda göreceğiniz üzere hava henüz kararmamıştı, tam baraj kenarına indiğimizde artık hava kapkaranlıktı. Arabayı durdurduğumda ise dönecek yer bile yoktu neredeyse, gerçekten zorluydu sanırım bunu kelimelerle ifade etmek mümkün olmayacak.
dalıştan sonra balık keyfi
Soldaki atletli bey “kayınço”, beni zaten biliyorsunuz, diğeri de hasta olan arkadaşımız…
Bu fotoğraf çekilmeden bir saat kadar önce; Arabadan ekipmanları çıkartıp giyindik ve tekne de kenara yanaştı. Fenerlerimiz, paletlerimiz ve en önemlisi de zıpkınımız hazırdı. Teknedeki arkadaşlar bizi biraz ileriye götürdüler ve biz dalınca bizi takip ettiler.. Gecenin zifiri karanlığıydı artık. Suya daldığımızda ise kapkaranlık bir dünya ve sen… Başka hiçbirşey ve hiçkimse yok. Gece dalışlarında balık vurmak gündüze göre daha kolaydır, balık ışığı görünce yanına kadar gelir bakar merhaba der ve kaçamadan siz onu avlamış olursunuz. Bir saat kadar avlandıktan sonra suyun bulanık olması avımızı epeyce zorlaştırdığı için sadece 3 tane sazan vurabildik, aşağı yukarı 5 kilo… Ben dalışımı kayınçodan önce bitirip tekneye çıktım, yorgunluğun da verdiği bir dinlenme ihtiyacı ile havlumu sarıp tekneye sırtüstü uzandım, gökyüzüne bakmaya başladığımda farkettim, uzun zaman olmuştu yıldızları ve gökyüzünü böyle görmeyeli… Tam bir cümbüş vardı, gökyüzü neden istanbulda böyle değil bilmiyorum, aklıma gelen bir kaç sebep var, etrafta çok ışık olması, bizim gökyüzüne pek bakmıyor olmamız muhtemel sebepler arasında… İnanın o anda yaşadığımı farkettim…
Sonra kayınço da dalışı bitirip tekneye gelince kenara geldik, kayınço balıkları temizledi, ateş başında hem ısınıp hem balıkları pişirdik, sonrası (ben içmiyorum) içki , balık ve muhabbetle biten süper bir baraj dalışı oldu…
dalış sonrası muhabbet
Bu kasabada dalış yapmayı bilen pek kimse yok, kayınço bilen bir kaç kişiden biri sadece, o yüzden oradaki tekne sahipleri ile arası pek iyi,,
Peki tekneler ve balıkçılar ne yapar?
Baraj’a çoğu insan oltasıyla balık tutmaya ve piknik yapmaya gelir ama bir de bu işi profesyonel yapan kişiler, oraya gittiğinizde kendinizi karadenizin bir sahil kasabasına gitmiş gibi hissetmeniz muhtemel. Çünkü orada balıkçılıkla uğraşan insanlar, geçimlerini tamamen bununla sağlıyorlar, çocuklarını balıkçılıktan kazandıkları para ile okutuyorlar. Bu baraj epeyce bir balıkçıya da ev sahipliği yapıyor, hepsine de ekmek sağlamış durumda. Sordum günde ne kadar balık tutuyorsunuz diye, “verimli olduğu günlerde 80-100 kilo tutuyoruz” dedi, “satabiliyor musunuz peki? alıcı kimler oluyor, pazarda mı satıyorsunuz?” dedim, “Biz doğrudan pazarda satmayız alıcılar var onlar peşin para ödeyrek alıp pazarda satarlar” dedi,, “peki ne kadara satıyorsunuz kilosunu?” dedim, “değişiyor abi, zaman zaman daha iyi paralara satsakta 5 liranın altında” dedi… Ayrıca sohbetin devamında, geceleri teknede yattıklarını, yanlarında bir tüfek olduğunu söyledi.. Bu onlar için sadece bir iş değil, bir yaşam şekline dönüşmüş durumda…
Eğer o taraflara yolunuz düşerse uğrayın derim.
Sevgi saygı bizden
Not: Hasta’nın hikayesi ve röportaj ayrıca http://herseyeragmenyalnizdegiller.com adresinde yayınlanacak…

Nisan 15th, 2010 at 22:11
[...] This post was mentioned on Twitter by davuttopcan. davuttopcan said: Adala Gezisi ve Demirköprü Barajı’nda dalış! http://ff.im/-iJ2hU [...]
Beğendim veya Beğenmedim:
0
0
Mayıs 7th, 2010 at 21:12
Bakinirken boş boş sayfalara yolum son yazinza düştü iyiki yapmisiniz herseyi doyasıya ve inşallah daha güzel hatiralarinzi biriktirmek icinde bir an önce kalkarsınız o sıkıcı ama sifannda çaresi olan o odadan .yorumun bu yazıya olmasına geline beni memleketime götürdünüz bı an teşekkürler nasılda ozlemisim resimlerle salli şart deyince alışkın oldum siveyle çok çok teşekkürler.acil sifalarla bir an önce ayaklanmanzi diliyorum yni yazılarınızı merakla bekliyorum
Beğendim veya Beğenmedim:
0
0