Dünyayı değiştirmek, daha şu iki kelimelik başlığı okur okumaz “hadi oradan, sana ne dünyadan” diyenler çıkabilir, önemli değil. Şu kısa hayatımda öyle çok şey yaşadım ki bunlar benim dünyamı değiştirmeme yetti, bunları kendime saklamak insanlara haksızlık olur.

Şimdi size Pelin Hazar ile olan arkadaşlığım ve öncesinden bahsedeceğim kısaca.

2009 yılının üçüncü ayında Enver Altın sayesinde girmiştim sosyal medyaya, daha öncesinde kendi halinde blog yazan biriyken bir anda FriendFeed, Twitter ve Facebook’ta aktifleşmem ile başlayan süreci Müge Cerman’ın yazılarımı okuyup beni ortaya atıvermesiyle hızlandırmıştı. Daha öncesinden bu tür sosyal platformlara çok uzak olmadığım için alışmam pek sorun olmadı, lakin ne kadar bu ortamlara uzaktan aşina olsamda artık sahnedeydim ve sosyal medyanın bir yerlerinde çıkıp doğrudan insanlara bir şeyler söylüyordum, yeri geldiğinde yargılıyor, yargılanıyor tepkileri doğrudan alıyordum. Sosyal medyada söz söylemeyi binlerce kişinin doldurduğu bir salonda sahneye çıkıp mikrofonu eline alıp konuşmaktan farklı bulmuyorum açıkçası. Nasıl ki orada iki dudağınızın arasından çıkacak bir kelime ile domates banyosuna maruz kalabilirseniz sosyal medyada da kaleminizin karalayacağı yanlış sözler anında tepki olarak size geri dönecektir. Burada küçük bir nüans farkı vardı, sahnede domatesler suratınızın tam ortasına gelebilecekken, sosyal medyada sizi koruyan ya da koruyor gibi görünen 20 inch’lik bir monitör. Benim için önemli olan domateslerin suratıma isabet etmesinden ziyade insanların suratıma domates atmasıydı. Dolayısıyla bu benim için ekranın arkasında olmakla sahnede insanların yüzüne bakmak arasındaki farkı direkt kaldırıyordu. Neyse çok uzaktmadan, bu düşünce sisteminin getirdiği bir sosyal medya tarzı kendiliğinden oluşuverdi. Madem gerçek dünya ile sanal dünya arasında benim için bir fark yok o zaman gerçek dünyada nasılsam öyle davranmalıydım. Aynen de böyle yaptım, FB, FF, TW bu ortamların tamamında gerçek düşündüğüm neyse , gerçek dünyada birinin yüzüne bakıp nasıl konuşuyorsam öyle olmaya gayret ettim.

Ettim, yaptım peki aradan bir yıldan fazla zaman geçtikten sonra neler söyleyebiliyorum? Başım göğe mi erdi?

Hayır başım göğe ermedi ama sosyal medya içerisinde adım soyadım ve dahası  tüm samimiyetimle yer almamın bana kazandırdığı çok şey oldu, bunlardan bir kaçını sadece başlık olarak verip Pelin ile olan arkadaşlığımızı anlatıp (uçağa geç kalıyorum) çıkmam gerek:)

DSC0029 copy

Geçen yaz Her Şeye Rağmen Yalnız Değiller projesi kapsamında Türkiye’yi tek başıma dolaşıyordum, yolum Balıkesir’den çıkıp Altınoluk tarafından geçecekti, seyahatim çok uzun ve yorucuydu, Altınoluk’ta bir gün mola verip yola öyle devam etmeye karar vermiştim. Sonra oralarda kimseyi tanımadığımı farkettim, Pelin’i de o zamana kadar tanımıyordum. Pelinle FF’te arkadaşmışız.. Edremit’e kadar gelip bir benzin istasyonunda benzin alıp dinlenirken bilgisayarımı açıp FF’e Altınoluk’a gidiyorum diye yazmıştım. Akabinde bir mesaj aldım, mesaj Pelin’den geliyordu, kendisi Altınoluk’ta yaşıyormuş ve görüşebileceğimizi söyledi, kendisini zaten ismen tanıdığım için telefon numaralarımızı alıp verdik ve Altınoluk’a akşam saatlerinde vardığımda buluştuk. Önce güzel bir yemek yedik, sonra sahilde oturup birbirini uzun zamandır tanıyan iki arkadaş gibi uzun uzun sohbet ettik… Sonra bana uygun bir otel ayarladık ve Pelin’i evine bıraktım, daha el sıkışıp ayrılmadan sabah otelde khvaltı etme bize bekliyoruz deyiverdi.

Ben o gün şunu öğrendim… “Güvenmeyi…” ve “Güvenilir olmayı…” O gün ben Pelin’den öğrendim ki; İnsan birinin güvenini kazanması için onun karşısına geçip saatlerce “güvenilir” biri olduğundan bahsetmesi gerekmiyormuş, yaşam tarzınız ve hayatınız bunu karşınızdaki kişiye “hiç tanımadığınız biri bile olsa” söyleyebilirmiş.

O günün sabahında Pelin ve Annesi mükemmel bir kahvaltı hazırlayıp balkona masayı kurmuşlar ve beni bekliyorlardı, gittim güzel bir sohbet eşliğinde hayatımın en iyi kahvaltılarından birini yaptım… Sonra Pelin, Ben ve Annesi Kadırga Koy’una gidip denize girdik, ardından Annesi dinlenirken biz Pelin’le Asos’u gezdik…

…ve mükemmel bir gün geçirdikten sonra sanki kırk yıllık aile dostlarımdan ayrılırcasına vedalaşıp projeme ve yoluma devam ettim…

Konunun özüne dönecek olursak dünyayı değiştirmek için neyi bekliyoruz? her şey elimizde, güvenelim ve bunun için de güvenilir olalım…

Teşekkürler Pelin Hazar, hayatıma dokunduğun ve birşeyler kattığın için…

Not: Altta o günümüze ait güzel kareleri paylaştım…

DSC00013 copy

Burası Kadırga koyu..

DSC00016 copy

Gözlükler Pelin’in ;)

DSC00021 copy

Arkadaki ada Yunanistan’a ait.. insan iki kulaç fazla atsa kendini karşı adada bulacak… ondan sonra uğraş dur bir sürü diplomasi ile..

DSC00023 copy

İki proje neferi olarak Asos sırtlarındaydık.. lakin şu pozu çekebilmek için ne kadar çok uğraştık o gün, dağın tepesinde fotoğraf çekecek kimse de yok arabanın üstüne makinaları koyup uğraşmaktan canımız çıkmıştı:)

DSC00026 copy

Related Posts with Thumbnails