Eki
İlk kez ameliyat olacağım korkuyorum baba -1-
Bu yazımda bir ameliyat öyküsünü anlatacağım dilim döndükçe..
Hayatınızda hiç ameliyat oldunuz mu? Ben olmamıştım ve ne olduğunu hiç ama hiç bilmiyordum, aslında bilmek de istemiyordum. Öyle güzel bir hayatım vardı ki, hastaneye düşüp kanser olacağımı öğrenmek ve hatta üzerine birinin gelip “iki saat içinde ameliyathaneyi hazırlayın, ameliyat ediyoruz” diyebileceği aklımın ucundan bile geçmezdi..
Ama oldu! aklımın ucundan bile geçmeyen tüm bu şeyler bir anda olurverdi… hepsi teker teker ve birbirinin ardından sıralı olarak… Birinin soğukluğu daha vücudumu henüz tam olarak donduramamışken diğerinin buz gibi dokusu hücrelerime dokunuvermişti..
Bu ameliyatın hikayesi bir cuma öğleden sonrasında başlar, önce öğlen vaktiydi, saat 12 gibiydi sanırım… Doktor hızlıca girdi kapıdan yanında bir hemşireyle… buraya bir parantez (
… çok sonraları o gün amerikan hastanesinin 5B bölümünde ki hemşirelerden biriyle özel olarak konuşma fırsatım oldu -tamam kızı kahvaltı için ayarttım- çıktık konuştuk ve o gün ben oda da beklerken hemşirelerin bulundauğu desk’te gelişenleri anlattı bana… hemşirenin ağzından doktor’un bana kanser olduğumu söylediğinden önce ki 15 dakika;
… doktorum Gastrontoloji uzmanı Kazım Kazbay 5B Desk’e gelir ve desk’e elini koyar.. morali bozuktur, hemşireler ile göz göze gelir, hemşireler sorar ne oldu diye, Kazım bey, “Davut…” der, “malasef..” der ve elini masaya vurur hafifçe..
… sıra kötü haberi bana açıklama kısmına gelmiştir, Kazım bey ile hemşireler yeniden gözgöze gelirler, olması gerektiği gibi bu kötü haberi bana Kazım bey verecektir ama bu gücü kendinde bulamaz, bir süre Desk’te bekledikten sonra hemşirelerden birini de yanına alır ve….
parantezi kapatıyoruzz..)
Doktor kapıdan hızlıca girer ve yanında hemşire vardır… o sırada yatakta oturmuş öylesine bekliyordum… geldi yanıma ve eliniz omzuma koyup doğrudan konuya girdi, kanser olmuşsun koçum dedi..
… “peki ne olacak şimdi” dedim, çok şaşkındım… birazdan cerrahlarımızdan biri gelip seninle konuşacak dedi…
… tamam deyip telefonu verdim, ablam dedim şu anda yolda istanbula doğru geliyor ve benden sonuçları bekliyor… onunla konuşur musunuz dedim, tabii deyip ablamı aradı ve telefonda durumu anlattı ve .. (bu olaydan çok sonraları ablamla konuştuğumuzda ablamın krize girdiğini ve bir dinlenme tesisinde hüngür hüngür ağladığını anlatır..)
… doktordan beni yalnız bırakmalarını rica ettim..
… doktor ve hemşire dışarı çıkmıştı.. daha onlar çıkmadan gözlerimden yaşlar süzülmeye başlamıştı hafiften, o gün o saatte yaşadıklarımı şu sözlerle özetleyebilirim;
… pencerenin kenarına kadar geldim, pencereyi açtım. kendi kendime konuşmaya başladım, dedim ki; “şimdi , şu anda tüm bu kötü şeyleri bitirebilirim…” pencere açıktı ve 5. kattaydım, bir an için kendimi bırakıp bitirmeye odaklanmıştım o dakika… pencerenin kenarında öylece donmuşcasına duruyordum… atlayıp bitirmeme saniyeler vardı.. donmuş bir şekilde kararımı sorgularken buldum kendimi.. ve bir an, tek bir an, ne oldu bilmiyorum vazgeçtim… bir ses dedi ki yapma savaş.. o an ölmekten vazgeçip yaşamayı seçtiğimde bildiğim tek şey vardı ki o da şu; hayatımın geri kalanını amansız bir hastalığa karşı sürekli zor şartlar altında savaşarak geçirecektim.. sonra tuvalete gittim, neredeyse galiba haykırarak ağladım.. b. dışarıdaydı, geldi, ben tuvalette ağlıyordum… davut… davut.. diye seslendi… kendimi toparladım çıktım…
… yaklaşık bir saat sonra ellerinde dosyalarla Prof. Dr. Ali Emre ve Şenol Çarıllı odaya girdiler..
Bana hastalığın teşhisi ile ilgili bazı sorular sordular sonra Ali bey , Şenol bey’e dönüp “ameliyathane boş mu?” dedi.. Şenol bey “evet” diye yanıtladıktan sonra ben araya girdim, durun bir saniye napıyorsunuz dedim,.. şaşırdılar, yahu dedim, ailem şu anda yolda istanbula geliyor, gelsinler son kez göreyim öyle gireyim ameliyata.. tamam dediler ve ameliyatı bir gün sonraya aldılar, cumartesi sabahına…
… ablamlar tatillerini yarıda bırakıp datça’dan manisa’ya doğru yoldaydılar o sırada, annemle babamın hiçbirşeyden haberleri yoktu… bağımızda ki üzümleri toplayıp pekmez yapmaya başlamışlar o gün, güzel ve güneşli bir manisa gününde evin önünde üzümlerle olağan bir günü yaşıyorlar.. babamı aradım ve tüm soğukkanlılığımla istanbula ablamlarla gelmeye ikna etmem gerekiyordu… telefonda kanser olduğumu söylesem kesin oracıkta ölürlerdi heralde..
… babam telefonun öbür ucundaydı, “baba, ben hastanede kontrol yaptırdım midemde ülser çıktı, yarın ufak bir operasyon ile düzeltecekler” dedim, babam da ikna oldu…tamam deyip o an ellerinde ne varsa bırakıp ablamları beklemeye başlamışlar, ablamlar, manisadan annemleri de alıp istanbula doğru yola çıkmışlar ve gece 22 gibi istanbuldaydılar..
… bu arada b. engin ve ben başbaşa kalmıştık.. dedim ki hadi gidip boğazda güzel bir akşam yemeği yiyelim…
… nedendir bilmem kanser olduğumu öğrendikten sonra doktorlara tek bir soru daha sormadım… ne ameliyatla ilgili ne de kanserle ilgili.. b. ve engin , ama özellikle b. doktorun peşinde baya bi koşturup bişey öğrenicem diye uğraşıp durmuş ve bana bişey hissettirmemeye çalışmaktaydı.. lakin ben zaten biliyordum.. midemde kanser tesbit edilmişti..
… midede kanser olduğunu öğrenmek bana bir çok konuda otomatik fikir vermişti, neticede insan evladısın ve kapalı bir kutusun, ertesi gün gireceğim ameliyatta karnımı açacaklardı ve herşey çıkabilirdi, karın bölgesini tamemen sarmış bir kanser çıkabilirdi, eğer böyle bir durum olursa masada kalabileceğimin farkındaydım veya komaya girip bir kaç gün içinde ölme ihtimalimi göze almıştım..
… sonra engin, b. ve ben çıktık, rumeli fenerine arabayı parkedip anadolu yakasında lacivert isimli mekana tekne ile geçiş yaptık. Gittik ve son akşam yemeğimi afiyetle yedim, istanbula baktım, denize baktım.. sonraları farkettim ki o akşam istanbulu ezberlemeye çalışmışım, denizin rengini iyice kazımaya çalışmışım aklıma… hani olurda bir daha göremezsem diye her yana iyice bakmışım.. biliyorum hiç bir zaman öyle bakmadım çevreme ve istanbula…
*** yoruldum yazmaktan, devamını başka bir postta yazacağım..
![]() |
| Kimden Mide Ameliyatı – 01 eylül 2007 |

