Eki
Gözlerimi kapatmadan önce…
Yaklaşık üç haftadır yollardaydım ve yaklaşık üç ay daha yollarda olacağım. Tedavim henüz yeni bitmişken attım kendimi yollara…
Filmi biraz geriye saralım:
10 Ay önce;
70 kiloydum, ofis florasanlarının altında program yazıp hayatıma devam ediyordum. Honda 600 RR motosikletim ve Opel Astra arabam vardı. Hisarüstündeki evimde huzurluydum.
8 Ay önce;
53 kiloydum… Motosikletim yaptığım kaza ile pert olmuştu. Hayatımda değişen bir şeyler beni yoketmeye başlamıştı. Hızla zayıflıyordum ve nedenini bulamıyorduk, yaklaşık 3 kez anestezi ile endoskopi yapıldı ve ne olduğu anlaşılamadı..
Ve sonunda yapılan bir baryum testi ile ince bağırsağımın iyice daraldığını su bile geçmeyecek inceliğe düştüğünü gördük… Ve dahası yapılan testlerde lenf node’larında büyüme olduğu görüldü..
İlk iş doktorum Kazım Kazbay ince bağırsağımdaki daralmayı açmak için içerisine bir stant yerleştirdi. Sonra yapılan pet ct çekimleri ile kanserin yeniden metastaz yaptığını gördük. Ardından gene onkoloji doktorum Prof. Dr. Nil Molinas Mandel ile görüşmem sonuncunda 12 kür kemoterapi alacağımı söyledi…..
(O an yaşananları yazmalı mıyım emin değilim, galiba şimdilik yazmayacağım)
6 Ay önce;
57 Kiloydum… yemek yiyemediğim ve neredeyse açlık cezası çektiğim aylar bitmek üzereydi. tedaviler başlamıştı, o aralar yaşadığım şey gitmek ve kalmak arası bir savaştı… gitmedim.. gitmemek için savaştım, direndim ve yaşadım..
O aralar ilk kemoterapimi aldığım günlerde ablam koşup gelmişti ve o günlerde yaşananlar benim daha bugünlerde öğrenebildiğim;
– Ablam istanbula gelir, istanbulu çok da tanımamaktadır ve havaalanından hastaneye zorlukla ulaşmış, ben ise son üç yıldır tedavi gördüğüm Amerikan Hastanesi’nin odasında gözlerimi açacak kadar bile takatim olmadan yatıyordum.. Ablam odaya girdiğinde ben sadece gözlerimi kısık şekilde açıp sonra yeniden uykuya dalmışım…Evet! günlerdir uyumaktaydım , uyku en son ihtiyacım olmasına rağmen gözlerimi açamıyordum. Görebildiğim sadece arada bir gelip serumlarımı değiştirmeleri ve nabzımı ölçme anlarıydı….
Bunları benim dışımda yaşayan hemşire ablam o günlerde aileme; “Davut misafir anne her şeye hazır olun” demiş… ailem buna değil benim yaşayacağıma inanmayı seçmişti.. ben ise ne olacağımı bilemeden, güçsüzce uyuyordum sadece…
4 Ay önce;
Yaşadığım kötü günler yerini mücadeleye bırakmıştı, artık 60 kiloydum.. evet 60 kilo! hayat kendi halinde hızlıca akıp giderken ben hayatta kalabilmek için mücadele ediyordum…
Ve şimdi:
Tedavim bitti, yollardayım ve bugün itibari ile 66 kiloyum, hızlıca kilo alıyorum, bir ayda üç kilo fena değil ha?
Bu hastalığım ve yolculuğumda hayat bana bir kaç şey öğretti;
* İnsanın kardeşi bambaşka bişeymiş..
Ellerimde ve ayaklarımda yaşadığım nöropati nedeniyle tutmada problem yaşıyorum. Ablam ile bir gün yürürken canım tatlı çekti, parasını verip tatlıyı alacaktık, tatlıyı alabilmek için kağıdı tutmaya çalışıyor ama beceremiyordum, satıcı o arada bana birşeyler söyledi.. Ablam dönüp “onun elleri hasta” dedi… o an ve o sözler ben yaşadıkça son nefesimi verene kadar aklımda kalacak…. abla seni çok seviyorum!
* İnsanın öz kardeşi olmasa da yürekten seven bir ablası olması bambaşka birşeymiş;
Bir gazetede haberimi okumasıyla, belki de bir söz bir kelime ile beni dünyasına alab Kadriye Ablam… Bana ilk seslenişini hatırlıyorum: “Sana Davutcum diyebilir miyim” ve devam eden kurduğumuz sıkı dostluğumuz ile beni ailesiyle tanıştırıp evinden bir oda veren öz ablam kadar sevdiğim Kadriye ablam… Bana öz kardeşi olmasa bile bir insanın başka birini kardeşi gibi sevebileceğini öğretti.. Ve Kadriye ablamın evinde kaldığım her günde ellerimde problem olduğu için çayımın şekerini atıp karıştıran, karpuzların çekirdeklerini tek tek çıkartıp bana yedirten ablam… Hayatta gözüm açık oldukça çayımın şekerini ve çekirdeği çıkatılmış karpusları ve bana hazırladığı güzel kahvaltıları asla unutmayacağım… Seni seviyorum Kadriye abla.. tüm kalbimle…
Dost olmanın , dost kalmanın önemini anladım Kıvanç ve Gökçer;
Gökçer projede asistanım olarak görev aldı, görevine hala devam etmekte ve kendisi ile bu esnada gerçekten çok iyi anlaştık. Dost olduk, beni Kıvanç’a ispiyonladı bazen , Kıvanç beni patakladı ama tüm bunlara rağmen kendisini hala çok seviyorum.
Ve Kıvanç, bazn olumsuz yaklaşımlarına ve dişe diş yaptığımız tüm o kavgalara rağmen iyi ki hayatımdasın. Güçlü kaslarınla her an senden sıkı bir dayak yeme ihtimalimiz olsa da gökçer ve ben korkarak da olsa seni seviyoruz…
Aşk denilen şeyin beni ne kadar kötü etkilediğini öğrendim;
Kısa süreli de olsa yaşadığım o mükemmel zamanların mükemmel kalmasını dilerdim olmadı olamadı… Sevdiğin kadının (her ne kadar ayrı olunsa da sevgi kalpten çıkıp gidemiyor hemen öylece… ) yanında ki arkadaşına aratıp ağzını bozmasına izin vermesi….. yok aşk kötü şey.. Burada öğrendiğim şey bir daha asla aşık olmak istemeyişim oldu… Tüm yaşadığım onca kötü şeylerin üzerine bir de aşk acısı eklemek benim için çok yanlış olur…. (Güle güle aşk!)
BABA desteğinin , başarıya giden yolda ne kadar önemli olduğunu öğrendim;
Hastalığım (kanser) tekrarlamadan önce motosiklet ile çok ciddi bir kaza yapmıştım, 150 km /h ile virajı alamayıp bariyerlere girmiştim ve bu kazada omzumu, kalçamı ve kaburgalarımı kırmıştım.. Bu kazanın üzerinden 3-5 ay sonra tedavim başladı v tedavimin bitmeye yakın zamanlarında babama HSRYD projemden bahsettim… O dönemde elimde ve ayaklarımda henüz problem olmadığı için yola motosiklet ile çıkacaktım…Babam projeyi duyunca önce tepki vermedi.. sonra “yapabiliyorsan yap oğlum” dedi , bu destek ile proje başarıya ulaştı, düşünüyorum da benim oğlum böyle bir kazanın ardından gelip yeniden motora bineceğim dese ne yapardım?…. bilmiyorum… ama babam destekledi… bunu sadece şuna bağlıyorum, bunun beni mutlu edeceğine inandı…
“30 Eylül gibi Viyana’ya gidiyorum” dedim anneme bugün.. “güle güle” dedi…
yahu anne gitme demek yok mu dedim… cevap vermedi… 4-5 günlüğüne deyince iyi o zaman dedi:) o arada babam geldi, “git oğlum keyfin nerdeyse oraya git” dedi…
Kısacası şimdi anlıyorum ki; annem ve babamın destekleri olmasa ben bir hiçim…
Kamyoncu lokantasında paylaşımın ne kadar abartıldığını öğrendim;
Rastgele girdiğim bir kamyoncu lokantasında sadece kavurma yapıyorlardı, garsona özellikle söyledim; midem olmadığı için acı ve baharat yiyemiyorum lütfen içinde hiç acı olmasın dedim.. taman dedi.. 10 dakika sonra kavurmam geldi, kontrol etmek için bir parça aldım , tam tahmin ettiğim gibi, adam benim söylediklerimi hiç umursamamış ve acı bir kavurmayı getirip koymuştu önüme.. o arada kasada duran lokanta sahibini çağırıp şunun tadına bakar mısınız? dedim, durumu kendisine de anlattım o arada benim siparişi verdiğim arkadaş da geldi, lokanta sahibi evet dedi az acı var.. garson , o da acı mı ya dedi.. ooh diyorum içimden şenlik var… sonra lokanta sahibi acısız bir kavurma yapmaya ikna oldu… asıl film yeni başlıyor;
bir kaç dakika sonra arka masada bir kamyoncu oturuyordu, bir ses geldi; “tuz attın mı” dedi, döndüm baktım ki ne göreyim; adama benim yemediğim kavurmayı vermişler ve adam da durumun gayet farkında.. Acı diye yememişsin (bu arada adamın elinde biberlik ve kavurmaya bol bol acı biber katıyor) bak ben üzerine daha acı koyuyorum dedi… Evet dedim çok başarılı..
Galiba buna yorum yapmaya gerek yok:)
İşte böyle sevgili dostlar;
hayatta birşeyler iyiye gitmeye başladı, kilo alıyorum, önceleri geliştirdiğim bir projeye yatırımcı desteği gelecek, ya da satın alacak galiba…
Böyle işte.. şu anda parmaklarım sızlıyor… yazabilecek gücüm kalmadı..

Ekim 17th, 2009 at 04:00
O 10 ay oncesinden bir kac ay sonra ben de senin hayat hikayende ufak bir rol aldim Davut
Bu guzel haberi okumak beni maksimumdan cok daha fazla memnun etti
At kendini sen de yollara. Hayat bir yol degil mi ki zaten? Oyle ise durma, yolcu yolunda gerek… Bas gaza Davut
Beğendim veya Beğenmedim:
0
0