Kas
Küçüğüm gittin, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
.
Küçüğüm… gittiğin yer benim için cehennem olmadı! en azından bunun için endişelenme… Ama şunu bil ki; senden sonra ben de tanıdığın iyi ruhlu adam olmadım…Kitap 2.bölüm
Hiç ayrılmamak vardı. Mutlu biten masallarda, beyaz atlı prens olmak vardı… Ama birileri, bizlere sormadan ayrılığı da eklemiş sevdaya…
Birisi çıkıp geliyor; seni kendisine bağlıyor. Oturuyor dünyanın orta noktasına ve yeni bir düzen kuruyor. Yıllardır süregelen yönetimi yıkıyor; ihtilal yapıyor…
Her şeye kendini de ekliyor. Önce sana, sonra çevrene… Bir şekilde artık kalıcı oluyor. Ve sen de her şeyin yolunda gittiğini düşünüyor ve mutlu oluyorsun. Hiçbir özelin kalmayana kadar- hayatının her ayrıntısını anlatana kadar-kendinle ilgili kapalı kapılar bırakmayana kadar- seriveriyorsun kendini onun önüne… Öyle güveniyorsun ki… Sevginin boyutunu tartışmaya gerek bile yok…
Ve o bir gün sıkılıyor. Etrafta kendini kazıyacak bir nesne bulamayınca, yeni dünyalar istiyor kendine… Usulca çekip gidiyor… Kalıveriyorsun tek başına, ondan arda kalanlarla… Küçük bir döngü bu… Zamanla tekrarlanan…
Belki de en acıklı kısmı da bu anda devreye giriyor…Kapı çalınıyor. Gidip açıyorsun. Karşında yalnızlığın duruyor kocaman gülümsemesiyle.
- Hoş geldin dostum, deyip içeri alıyorsun. Başlıyorsunuz hasret gidermeye…
Başlarda iyi olsa da…Yalnızlıkla yaşamak zor geliyor insanlara, çünkü teselli eden bir dost değildir ayrılıklarda. Hep gideni hatırlatmak için oradadır. Sanki gidenden tarafadır:
- Bak bu koltukta otururdu hep.
- İşte bu kitapta onundu.
- Yaa! Bu film onun sevdiğiydi…
- Şu kız onun arkadaşı değil miydi?
- En beğendiği fotoğraf!
- Onun ceketinden…
- Arkası dönük olan o mu?
- Parfüm hiç yabancı değil…
Yalnızlık, sıkıcı bir geveze haline dönüşünce, gitsin artık diye gözünün içine bakarsın…
Bende gidenin arkasından bir süre durulup, dinlenmek istemiştim. Ama bir yandan da kafamda tilkiler dolanıyordu. Beni rahat bırakmıyorlardı. Kendimi neden suçlu gibi cezalandıracaktım ki? Niye yastaymışım gibi davranacaktım? Ya da neden hayata küsmüş gibi rol yapacaktım?! Madem o yalnızlık sürecini yaşamayacaktı; ben de yaşamayacaktım. Çivi çiviyi sökecekti. Ve yeni sevgili, eskisini unutturacaktı…
Dostlar, arkadaşlar giriyor devreye. ‘Aman sıkılmayalım, bugün buraya gidelim yarın şuraya… Bunu yapalım, ama şunu mutlaka deneyelim…’ Uyuluyor planlara, yenileri ekleniyor… Ve daha neler neler… Kapanıyor içimde açılan boşluklar yavaş yavaş…
Ama içimdeki o canavar yine dürtmeye başlıyor beni. Ve aklımda sıralanmaya başlıyor isimler, yüzler, bedenler… En cazipleri ve en iticileri… Birlikteliklerimde üzerime giydiğim sadakat ceketi, bekarlığın ilanıyla asılıyor askıya. Ve zamanında bana açık kapılar bırakan kadınları dikkate almaya başlıyorum.
Bir arkadaş ortamında tanışmışız. Gözlerimiz değmiş birbirine ama ben çok üzerinde durmamışım; aklım, gönlüm başka birine aitti ya… Havalı, kendine güvenen bir bayan ve bir o kadar da davetkar…Arayış içinde olduğu her halinden belli. Hatta bana karşı sinyaller gönderdiği de aşikar…
Çok da ciddi olmayan, beni dinlendirecek, hatta eğlendirecek fast food bir ilişkiye ihtiyacım vardı. Sanırım onunda o zamanlar benden yüksek beklentileri yoktu. O anda gözüme takılan, aklıma yatan ( tabi aklımın işlevlerinden şüpheliyim o zamanlar), Eylül oldu… Önceden alınan telefon numarası… Arayıp aramamakta kararsızdım ama arasam ne kaybedecektim ki?
Biraz zamanımı alıyor karar vermek. Baş başa kalmayacağımız, ilk görüşme için gayet ideal bir ortam geliyor aklıma. Sohbetin tıkanacağı sıkıcı bir akşam yemeği olmamalı; yada klasik bir cafede buluşulmamalı… Yardımıma koşuyor dans gecesi…Ertesi akşam bir mekanda, artık çoğunu tanıdığım insanların düzenlediği her zamanki partilerden… Konuşma sırasında onunda dans etmek istediğini hatırlıyorum; ne derece doğru bilmiyorum ama o anda en makul seçenek bu geliyor bana. Arayıp davet etmekte bir sakıca yok ve de onunda hoşuna gidecek bu…
Derken arayıp soruyorum… ‘ yarın akşam bir dans gecesi düzenleniyor. Aklıma sen geldin. Katılmak isteyeceğini düşündüm. Gelmek ister misin? Beraber eğleniriz biraz’ diyorum. Cevap tabi ki olumlu oluyor…İçimde öyle büyük bir heyecan yoktu. Olsa da olur olmasa da olur diyecek kadar rahattım… Nihayet buluştuk ve partinin yapılacağı yere gittik.
Giyimine ve kendisine özen gösterdiği belli. Kıvırcık saçlarının doğal bir parlaklığı vardı. Beyaz teni… Bedenini saran şık ve sade elbisesi… Loş ışıkta daha da baş döndürücü duruyordu. Ya da ben yeni bir tene ihtiyaç duyduğumu o anda fark ediyordum. İnsanlar, kadehler,içkiler, kadınlar, erkekler, garsonlar, sigara kokusu… Konuşmalar var etrafımda sıkılıyorum.. .O da konuşmasın istiyorum sadece dans edelim. Birbirine uymayı öğrensin vücutlarımız… Evcilleşmeli iki yaban hayvan… Dans da terbiye etmeli bizleri…
Dans pistinde amatörü, profesyoneli… Salsa yapılıyor. Ve ben enerji doluyorum bu güzel manzara karşısında. Tutup elinden onu da çekiyorum pistin ortasına. Yadırgıyor başlarda. Çok da iyi olmadığı bir konu. Bir konu da eksik olmasından ne derece rahatsız olduğunu orada anlıyorum ilk. Birbirimizle uyumlu olmak için zorlamıyorum onu. Aklıma birden küçük kadınım geliyor… onunla ilk dansımız… Yakaladığımız inanılmaz uyum..Belki de bize öyle gelmişti; birileri yollarımızın kesişmesini istemişti… Uzaklaştırmaya çalıştım bu düşünceleri kafamdan. Odaklanmam gereken insan başkaydı… Eğlenmeye başlamıştım. Unutmuştum gereksiz ayrıntıları…Kendimizi müziğe vermiştik.
Sanırım biraz da yorulmuştuk. Masaya geri döndüğümüzde daha sıcak havalar esiyordu bizde. Birden ilgi alanıma girmeyi başarmıştı. Konu konuyu açtı… Saatler ilerledi… Garip bir şekilde ayrılmak istemedim ondan. O küçük kadın kokan eve tek başıma geri dönüp, o yatakta kabuslarla boğuşmak istemedim… O da bir şekilde etkilenmiş olacak ki…
Ellerimden tutup benimle girdi, o küçük kadın kokan eve… Biraz daha oturduk salonumda. Anlatıldı küçük küçük parçalar hayatımızdan. Kurnaz tebessümler yüzümüzde… Hangimiz daha tecrübeliyiz hayatta diye sorular alttan alttan bakışlarımıza yerleşmiş… Karşılıklı otururken, yan yana geldik bir şekilde…
Ellerim koltuktayken, saçlarına doğru ilerledi. Onun yumuşak elleri yüzümde… Parmaklarım kavradı saçlarını… Dudakları hırsla birleşti benimkilerle… O da bir şeylere kırgındı ve kızgındı… ve en az benim kadar istekliydi o an. Ellerim yavaşça süzüldü belinden…
Sabaha karşı duruldu kanımız… Yatağın iki tarafında ayrı ayrı yatan yorgun bedenlerimiz…Boşlukta kaybolup gitmeye hazırlanırken bir aşk; bir yenisi tuttu ellerimden… Milyon yıl uzaktaki gezegenden birini beklemektense yanı başımdakiyle yetinmeliydim.Galaksimde bol bol gezegen vardı… Daha yolum uzundu… Şimdilik bu durak benim için uygundu…


Kasım 5th, 2009 at 19:41
Mutluluklar diliyorum sana, o küçük kadından arınmış yeni hayatında
Beğendim veya Beğenmedim:
0
0
Kasım 8th, 2009 at 13:41
Yazılarının süper, verdiğim parayı sonun kadar hakkettin, umarım kitabını
çıkarabilirsin. Kanserle olan mücadelenin hiçbir zaman tükenmemesi dileğiyle
Beğendim veya Beğenmedim:
1
0
Kasım 9th, 2009 at 01:37
harika bir yazı, tadı damağımda kalan betimlemeler…
galaksindeki tüm gezezegenlerle birlikte sana sonsuz mutluluklar
diliyorum davtçuğum.
Beğendim veya Beğenmedim:
0
0