Ege | Davut Topcan's Blog

Hakkımda

Aradan on yıl geçti ve Kanser tekrar kapımdaydı, bu kez annem değil benim için gelmişti. Mide kanseri! Taşlı Yüzük Hücreli türünde öldürücü bir kanser hücresi. Doktorlar kesin birşey söyleyemiyordu, ölüme hiç bu kadar yaklaşmamıştım! Belli ki bu düşman zorluydu. Zorlu bir savaş beni bekliyordu! * İşte bu site bu savaşın hikayesini anatacak...

Devamını Oku >>

  • Çok Okunan Yazılar

  • RSS Feed'lerime Abone ol!

    Sosyal Medya'da Takip Et!

    13
    Tem

    Aynalı Karışık! Seni yedikten sonra nasıl midem yok derim?

    aynalı, karışıkBugün akşama kadar Ege Üniversitesi hastanesindeydim, akşama kadar ilaç raporları peşinde yarı aç yarı tok koştum, bir sürü yazılacak şey gördüm ama şimdi ondan bahsetmeyeceğim. Akşam olup işim bitti ve Manisa’ya dönecekken, birden Bornova’daki Aynalı geldi aklıma, tabii o hain karışık… yemeden gitmeyeyim şunu dedim, hatta annemlere de yaptırayım, derken daldım bornovaya, arabayla baya bi dolandıktan sonra buldum Aynalı’yı, duble bir karışık söyledim ve yedim…

    Sonra içimden bu karışığa söylenmeye başladım; Ah be karışık seni yedikten sonra nasıl insanlara midem yok derim, nasıl kanser hastasıyım derim, hem seni yiyip hem de nasıl insanım derim….

    Çünkü gerçeği fotoğrafta gördüğünüzden de kallavi bir şey… Adamlar resmen sandviç arasına iki avuç eti ve bol miktarda kaşarı basıp getirip koyuyorlar önünüze. Fiyatı da çok komik 4 TL… Ege Üniv öğrencilerinin ana besin kaynağı diyebiliriz. Yolunuz izmirden geçerse yemeden geçmeyin…

    Ben mi? şimdi kuzu yutmuş yılan gibi kaldım :)

    Ha bir de videosu var bu zımbırtının : http://www.altinmasa.net/svid.html

    17
    Haz

    Gittim

    Bazı canlılar vardır, onları ait oldukları topraklardan alır yabancı topraklara götürürseniz yaşayamazlar oralarda. Nasıl ki sıcak iklimde yetişen bir bitki soğuk topraklarda yapamaz, nasıl ki kutup ayısı sıcak topraklarda yaşayamazsa bende kendimi bu tür canlılar gibi hissediyorum son günlerde. Belki biraz geç kalmış da olsam ait olduğum topraklara döndüm sonunda. Uzun bir aradan sonra evet….

    Ege’de doğdum büyüdüm ben, burasının iklimi hayat verdi bana, ayaklarım ilk kez bu topraklara bastı, bu topraklarda koştum, bu topraklarda düştüm, dizlerim bu topraklarda kanadı, sonra bir gün büyüdün dediler, git üniversite oku, büyüdün dediler git çalış. Öyle öğrettiler bize, hatta fazlası da var, çalışmayı kariyer yapmayı bir şey zannettirdiler..

    peki ya hayat? mutluluk?

    İyi bir şirktette bir koltuk, masa, bilgisayar ve telefon sahibi olmayı mutluluk diye yutturdular, florasan lambalarının altında yeşermeye çalışan sera çiçeklerinden farkımız yoktu oysa, dahası bu yapay ortamı mutluluk zannettik. buna inandıkça sistemin dönen çarklarında vazgeçilmez dişliler olduğumuzu düşündük, gururumuz okşandı, çevremize anlattık yetmedi panellerde konuştuk, avuçları patlarcasına alkışladılar, onlar alkışladıkça biz daha da inandık mutlu olduğumuza ve sistemin en vazgeçilmez parçalarından biri olduğumuza.

    Yılda çıkabildiğimiz iki haftalık tatili çok büyük bir şey zannettik, alınan ikramiyeler gözümüzü boyamaya yetip arttı, dün yürüyerek gittiğimiz işe bugün koşarak gittik, sabah 9 da başlayan mesailer için 7 de uyanmanın ve bunun bir buçuk saatinin yolda geçmesini garipsemedik, çünkü amacımız kutsaldı, sistemin vazgeçilmez parçalarıydık.

    2006 yılının sonlarıydı, sistem bana ben sisteme iyice geçirilmiştik, ait olmadığum topraklarda yediğim yemekler, yaşadığım ilişkiler, yattığım kadınlar herşey bayat gelmeye başlamıştı, mutluluğu sorgular olmuştum, hayat senin öğrettiğin gibi değildi baba, giymemi çok istediğin takım elbise kıravat boynuma dolanmış zincir gibiydi, insanların çoğu sahte gülüyordu baba, her şeyi sen öğretirdin bana, en zor olanını neden atladın baba? diye sormak için bile çok geçti artık…

    Günler geçti 2007 yılının sonlarına doğru bir gün kayıp gittim sistemin çarkından, hani gençtim? hani yakışıklıydım? hani bana bir şey olmazdı? artık üzerimde takım elbise değil hastane giysileri vardı..

    mutluluk? sorusu soruldu istemeden, dün bir çok şeyken bugün hiç bir şeydim, bunu anlamak için bunları yaşamam gerekmiyordu ya da gerekiyordu… ama acı olan şu ki; anlamıştım…

    sistem hücrelerime öyle güçlü işlemişti ki kanserle mücadelemin ilk yıllarında yeniden sisteme dönebilmek için çabalayıp durdum, döndüm de, sonra hayat tekrar tekrar hatırlattı ait olduğum topraklara dönmem gerektiğini…

    …. ve bu aptal bünye sonunda idrak etti hayatta kalabilmek için bir şeylere başka bir açıdan bakması gerektiğini ve tüm eşyalarımı toplayıp manisaya yerleştim.

    .. evet ege’deyim, arabamın arkasında terliklerim, şortum ve havlum. bir saat uzaklıkta masmavi uzanan deniz, ailem ve sevdiklerim buralarda, çoğu zamanımı onlarla geçiriyorum. diğer yandan ben kendimi buluyorum buralarda, üzerimde ki tüm ağırlıkları atıp hafifliyorum. artık hayatım bir sırt çantasının içinde, evim manisada, ben ise ege’de nerede nefes almak istersem…

    şimdi anlıyorum, kocaman bir “hiç” olmak, hiç bir şeye sahip olmamakmış mutluluk ve özgürlük.

    29
    May

    Bazen gitmen gerekir..

    gokyuzu

    En son yazımın üzerinden yaklaşık yirmi gün geçmiş, o günden beri ne oldu ne bitti, aslında pek bir değişikik yok, bir sistemi yeniden kurar gibi en baştan kuruyorum kendimi, içinde bulunduğum durumu en iyi hale getirebilmek için insan üstü bir çaba sarfettiğimi söyleyebilirim.

    Bundan tam bir ay önce 72 kilo civarındaydım, bir ay içinde bir ameliyat ve kemoterapi başlaması beni 7 kilo geri attı, evet 65 kiloya düştüm, yeniden 70′leri görebilmek için sistemli bir şekilde beslenmeye çalışıyorum. Hani öyle birşey yemek için karnım acıksın diye beklemek yok, bazı şeyler zorlamadan olmuyor. Eğer bu bir savaşsa bende bunun kurallarına göre savaşacağım. Çünkü ortada verilmiş bir karar var, yaşamak! Eldeki veriler her ne kadar aksini söylese de durumdan şikayet edip sızlanmak yerine mükemmel bir hayat yaşayarak verileri tersine çevirebilirim gibi geliyor.

    Görüşmeyeli kaybettiğim kiloları geri alma çalışmaları dışında geçtiğimiz pazartesi (24 may 2010) ilk kemoterapimi almış bulunmaktayım, kemoterapilerim bir sebepten bir hafta gecikmeli başladı diyebiliriz. Sebep şöyle; bildiğiniz üzere tıp camiasında bu kanser illetinin çözümü için sürekli olarak çalışmalar yapılıyor, bunlardan en kapsamlısı ise http://cancer.gov adresinden takip edilebilir, benim doktorum Nil Molinas Mandel de sadece Türkiye değil Dünya’da kanser konusunda atılan her adımdan haberdar, bu yüzden en azından doktorum konusunda kafam rahat. Konuya dönecek olursak meme kanserinde kullanılan Herceptin denilen bir kemoterapi ilacının yapılan araştırmalar neticesinde mide kanserlerinde de faydalı olduğu görülmüş, benim doktorum da fayda faydadır deyip bu ilacın benim kanser hücrelerimle etkileşimini test etmek için labaratuvardan bir test istedi, test sonuçları bir haftada çıktı ve malasef (negatif) olarak geriye döndü. Bunun anlamı şu; Herceptin benim tedavimde kullanılamayacak, keşke kullanılabilseydi… http://cancer.gov sitesinin clinical trials bölümünde bu ilacın detayları yazmakta : http://www.cancer.gov/clinicaltrials/results/trastuzumab-gastric0609

    Sonuçta gecikmeli de olsa kemoterapilerim başladı, doktorum kemoterapimi altı ay sürecek şekilde planlamış, onbeş günde bir olmak üzere on iki kür kemoterapi almış olacağım. Biri gitti kaldı onbir :)

    Kemoterapi hayatımda gördüğüm en kötü şey diyebilirim, sadece şu kadarını söyleyeyim, iğne portuma takılıp kemoterapi ilacı vücuduma girmeye başladığı andan bitene kadar vücudunuzda bir zehrin ilerlediğini ve bu zehrin bir parçanızı öldürdüğünü açıkça hissedebiliyorsunuz. Tek kelimeyle berbat…

    Bunlar tedavi ile ilgili haberlerdi, şimdi bir kaç konu daha var bahsetmek istediğim…

    ** Ben ameliyat olduğum ve hastanede yattığım günlerde 2010 Blog Ödülleri Töreni gerçekleşmişti, ben hastanede yattığım için doğal olarak katılamadım, hastanede bir ara bilgisayarımı açıp internetten izlemeyi denedim ama bağlantı o kadar kötüydü ki izlemeye devam edemedim. Geçen sene 2009 Blog Ödülleri’nde panelist olarak çıkıp konuşma yapmış, bloglardan ve projelerimden bahsetmiştim. Bu yıl kötü internet bağlantısıyla dahi olsa gidemememin acısını oradaki ortamı görmek dindirmişti. Tunç, Burcu, Uğur Hoca ve diğer arkadaşları görmek bir an bile olsa beni hastane odasının o sıkıcı ortamından alıp arkadaşlarım arasında hissettirdi…

    Lakin… asıl cümbüşü kaçırmışım!

    4591050215_ef6cb6137c

    Hiç haberim yokken yılın “En hızlı motosiklet kullanan, En iyi dans eden, En çılgın ve En hayat dolu Blogger” Özel ödülüne layık görülmüşüm… O an izleyemedim ve sonrasında öğrendiğim üzere kayıtta olan bazı problemler yüzünden “o an”‘ın kaydını da izleyemiyorum ama o an orada olanların anlattıkları bile duygu fırtınaları yaşamama yetti de arttı. (Orada olan arkadaşlardan ricam bu blog yazısının altına yorum olarak neler yaşandığını yazabilir mi?)

    Orada olan ve katkısı olan, düşünen destekleyen herkese çok teşekkür ederim… Bu arada PSP çok eğlenceli bir şeymiş, onun için de ayrıca teşekkür ederim :)

    file_.ashx

    *** Bugünlerde kanseri, kemoterapileri her şeyi unutup 2010 Dünya Kupası’na odaklanmış durumdayım, Uydu Receiver’ımı kontrolden geçirttim (hani olurda maç esnasında bozulmasın diye) Heyecanla maçların başlamasını bekliyorum. Diğer yandan güzel de bir hayale kapıldım, olmaz ya hani olursa diye. Coca Cola’ya bir email gönderdim. Şu sebepten; Coca Cola bu dünya kupasında mükemmel bir kampanya yaptı, 90 Türk’ü Dünya Kupası’na gönderiyor, e malum son bir ayımı hastanelerde geçirdiğim için kampanyaya video göndererek katılma şansım malasef olamadı. Bende Coca Cola yetkililerinden rica ettim, kemoterapi aralarında brezilya maçı için bana da bir davetiye ayarlarlarsa çok mutlu olacağım… Ayarlamazlarsa da dünyanın sonu değil tabii.. Umarım gitmenin bir yolunu bulurum… :)


    *** Üstteki videoyu izleyin… benim de söyleyeceklerim var elbet ama şimdi değil. Kitabımı bitirip online olarak bu site üzerinden yayınlamayı planlıyorum. Biraz daha beklemeniz gerek ama..

    *** Yarın akşam (29 may 2010) uçağıyla izmire iniyorum, planım yarın akşamı dinlenerek geçirdikten sonra pazar tüm günümü güzel geçirmek (detay yok!) Haftaiçi Manisa’da yaşayacağım evi kiraladıktan sonra istanbuldan eşyalarımı götüreceğim ve sonrasında, Marmaris, İzmir ve Manisa üçgeninde bu yazı geçirmeyi planlıyorum… yani kısacası tüm yaz egedeyim…

    İşte dedim ya bazen gitmen gerekir, gidiyorum.. (bu sözün orjinali Sıcak Saatler dizisinden Sedat Yalçın’a aittir.. eskiler bilir )

    Görüşmek üzere…