Iş | Davut Topcan's Blog

Hakkımda

Aradan on yıl geçti ve Kanser tekrar kapımdaydı, bu kez annem değil benim için gelmişti. Mide kanseri! Taşlı Yüzük Hücreli türünde öldürücü bir kanser hücresi. Doktorlar kesin birşey söyleyemiyordu, ölüme hiç bu kadar yaklaşmamıştım! Belli ki bu düşman zorluydu. Zorlu bir savaş beni bekliyordu! * İşte bu site bu savaşın hikayesini anatacak...

Devamını Oku >>

  • Çok Okunan Yazılar

  • RSS Feed'lerime Abone ol!

    Sosyal Medya'da Takip Et!

    14
    Nis

    “Başladığın gibi bitir” ya da “You can go now !”

    you can go now loser

    Hayatın her alanında çok önem verdiğim bir konudan bahsedeceğim şimdi sizlere, hayatımızın her alanında bir şeyler başlıyor ve eninde sonunda bitiyor, yaşamın başladığı noktanın bile bir bitişi yok mu zaten…

    Nerdeyse 30′lu yaşlarıma merdiven dayadım ve ben dahil herkeste yeni bir şeyler mükemmel bir heyecanla başlıyor, yeni iş, yeni aşk, yeni bir araba vs daha bir sürü örnek sayılabilir.

    Önemli olan bunların nasıl başladığı değil nasıl bittiğidir!

    Mükemmel sayılacak derecede bir işe girersiniz, hayatınızın işi olur, gel zaman git zaman işten çıkartılabilirsiniz ya da yeni sulara yelken açmak için siz ayrılabilirsiniz, burada dikkat edilmesi gereken, sözleşmenizde yazan kurallara tam olarak uymanızdır, gizli gizli iş arayıp yeni bir iş bulunca mevcut iş yerinize çarşamba günü gidip Cuma ayrılacağınızı söylerseniz, hem küfür yersiniz (ki bence bu en hafifi) ardınızda bıraktığınız kapıyı sonuna kadar kapatmış olursunuz… Ayrıca bu davranışınız genel olarak çalışanlar adına kötü bir temsil oluşturacak ve iş hayatında genel çalışan puanını da aşağı çekecektir, siz bu şekilde gittikten sonra işveren bundan sonra sözleşme şartlarını ağırlaştırıp iyi niyet değerlerini sıfıra düşürecektir. Sizin yaptığınız tek kişilik hatayı o iş yerinde sizden sonra çalışan ve çalışacak olan herkes olumsuz olarak ödeyecektir…

    Demek ki neymiş, işe başlamanız sizi sevindirmek dışında kimseyi etkilemezken, işten etik dışı şekilde ayrılmanız kim bilir kimleri etkileyecek…

    Aşk meşk konularında da benzer durum söz konusudur, birine aşık olduğunuzu düşünün, nasıl mutlu olursunuz, heyecan doruktadır, dünyanın yedi harikuladesinden biri oluverir bir anda, e daha düne kadar tanımıyordun? Bugün ne oldu? Oluyor işte yadırgamıyorum… Yadırgadığım nokta gene bitişler…bitirişlerdir. Çevrenize bir bakın kaç kişi var sevgilisinden saygılı, edepli ayrılıp görüşmese bile ciddi bir durum olduğunda “Alo” diyebilen?

    İşte hocam ne olursa olsun kötü olmamak lazım, kötü olmamak için de saygıyı korumak lazım…

    Ben hayatım boyunca hiçbir ilişkimde [ekstrem durumlar hariç] kötü kalmadım, olmadıysa, olamıyorsa ceketimi alıp çıkıp gittim, ha ne oldu, yeri geldi en olmadık yerde karşılaştık, merhaba deyip oradan buradan konuşmayı becerebildik.

    Bir de bunu beceremeyenler var onlar gene kendi hatalarının cezasını başkalarına ödetiyorlar ve belki bir gün hesap dönüp dolaşıp kendilerine de kesiliyor.

    Mesela;

    Bundan bir kaç yıl önce bir arkadaşım vardı, ortalamanın üstünde bir yakışıklılığı ve ciddi bir umursamazlığı vardı. Bir kızı genellikle aynı gün içinde yatağa atıp, sevişmesi bittikten hemen sonra kadına “you can go now” deyip tekmeyi basan biriydi, uzun zaman neden böyle biri olduğunu anlayamadık ve tahminimiz bir zamanlar bir kadının buna sağlam bir kazık atarak psikolojik sorunlar bıraktığı yönündeydi…. Sonradan öğrendik ki, bu arkadaşın kadınlara bu denli düşmanlığı gene bir kadından kaynaklanıyormuş… Zamanında duygusal olarak bağlandığı bir kadın çok kötü bir kazık atmış, o günden sonra kadınlara düşman olmuş, yakışıklı da bir arkadaş olduğu için önüne gelen kadını cezalandırıp, kendilerini “ucuz fahişe” gibi hissetmelerini sağlıyordu.

    Gene de yaptıklarını bu neden haklı çıkarıyor mu emin değiliz…. olamayacağız da…. belki de haklıdır… Bilemiyorum ama burada anlatmak istediğim sadece bir erkek veya kadının hatasının aslında nerelere varabileceğidir. Siz bir bitişi “ahlaksız” şekilde gerçekleştirirken aslında topluma da ahlaksız bir birey kazandırıyorsunuz…

    Bu sebeplerden hayatınızda ne yaşarsanız yaşayın, başladığınız gibi güzel bitirin, bitmesi gerekiyorsa alın karşınıza konuşun, emin olun bu bile karşınızdaki için büyük bir değerdir ve ne söylerseniz söyleyin, sadece dürüst olun. Durumu anlatan en net cümle hangisi ise onu kurun…

    Anlatmak istediğinizi anlatabilmeniz için ikinci bir fırsatınız olmayabilir,

    .. ve iyi insanlarla temas etmek istiyorsanız hemen şimdi, şu dakika, siz iyi olmaya başlayın, bol bol empati yapın, bir şeyi yaparken muhakkak düşünün, “yaptığınız şey ya kendinize yapılsaydı?” Haklı olsanız bile bir anda yüz çevirdiğiniz birini düşünün, hiçbir şey söylemeksizin ya da haklı olsanız bile ayrlmak istediğiniz işiniz olabilir, kendinizi işveren yerine koyun…

    Yapmazsanız ne olur? Bir gün o “hak” döner dolaşır mutlaka size “you can go now” olarak geri döner…

    Sevgiler.

    27
    Mar

    İki Sosyal Sorumluk Projesi, İlk Teleskobum ve İşsizlere İş

    selcukerdem-389_1w-289x300İlk Teleskobum

    Son dönemde değişik alanlarda sosyal sorumluluk projeleri görmek beni sevindiriyor. Biri yakın zamandan beridir FriendFeed’de gördüğüm Nurcan Örtügen Gök isimli arkadaşımın yaptığı proje, çocuklara gökyüzü ve bizim dışımızda ki uzay hakkında daha fazla bilgi vermek için başlattığı projeyi destekliyor ve yapılması gereken ne varsa elimden gelen ne varsa yapacağımı buradan da iletiyorum kendisine.

    Şu bir gerçek ki eğitim çocukluktan başlıyor ve belki de ne olmak istediğimize daha o yaşlarda karar veriyoruz, eğer gökbilimi gibi konularda da yeterli bilgiyi alırsak neden çıtalarımızı daha yükseklere taşımayalım ki…

    Proje detayları için : http://www.ilkteleskobum.org

    50 işçi alan işverene Yavuz Bingöl’den konser

    Bir diğeri de televizyondan öğrendiğim ve gerçekten beğendiğim bir iş. Yavuz Bingöl hiçkimseden destek almaksızın kendi başına attığı bu adımla bence çok iyi bir iş yapıyor. Her hangi bir işveren işyerine 50 işsizi işe alınca Yavuz Bingöl o işyerine hiçbir ücret istemeksizin gidip konser veriyor. Ben çok beğendim, umarım bu haber daha fazla işverene ulaşır ve güzel yurdumun insanları işsizlik sorunundan kurtulurlar…

    09
    Ara

    Kanser sonrası yaşam karnavalı! Hasta geçirdiğim bir gün ve gecesinden…

    Başımın altında neden bu kadar çok yastık var? ama ben sevmemki birden fazla yastıkla uyumayı, hem canım da yanıyor, bir saniye gene hastalanmış olamam.

    Neredeyim?

    Kafamı hafifçe kaldırıp bakıyorum, oda tamamen karanlık değil, hayatım boyunca karanlık odada uyumayı sevmedim hep bir gece lambası ile uyudum ya da televizyonu açık unutarak. Odadaki nesneleri seçecek kadar aydınlık ve tam karşımda iki tane ayna duruyor, kendimi görüyorum aynada, sonra karşıya bakıyorum, gardrop ve pencere bir de dikili duran ütü masam. Geniş odamda çok fazla eşya yok.

    Evet evimde, odamdayım.

    Tekrar kendime dönüyorum, peki bana ne oldu bu canımın yanması da nedir? ve karnımda duran sıcak torba…

    Sonra hatırlamaya başlıyorum… Read the rest of this entry »